Ana sayfa » Yaşam » Bazen Susmak En İyisidir: Sessiz Kalmanın Daha Doğru Olduğu 8 Durum
Bazen Susmak En İyisidir: Sessiz Kalmanın Daha Doğru Olduğu 8 Durum
Bazen hemen cevap vermemek, tartışmayı uzatmamak veya yalnızca dinlemek daha iyi bir iletişim kurmayı sağlayabilir. İşte susmanın en doğru seçenek olabileceği 8 durum.
Her düşündüğümüzü söylemek, her tartışmaya dahil olmak ya da karşımızdaki insanın her sözüne karşılık vermek zorunda değiliz. Bazen hemen cevap vermemek, bir konuşmayı uzatmamak veya yalnızca dinlemek çok daha sağlıklı bir iletişim kurmamızı sağlayabilir. Çünkü mesele her zaman ne söyleyeceğimizi bilmek değil, ne zaman konuşmamamız gerektiğini de anlayabilmek.
Elbette sessiz kalmak, sorunları görmezden gelmek veya duyguları sürekli bastırmak anlamına gelmiyor. Aksine, doğru zamanda verilen bir ara düşüncelerimizi toparlamamıza, karşımızdaki kişiyi daha iyi anlamamıza ve sonradan pişman olabileceğimiz tepkilerden kaçınmamıza yardımcı olabilir. İşte hayatta bazı durumlarda konuşmak yerine sessiz kalmanın daha iyi bir seçim olabileceği 8 an.
1. Tartışma kontrolden çıkmaya başladığında
Bir tartışma sırasında kendimizi anlaşılmadığımızı hissettiğimizde sesimizi yükseltmek, aynı şeyi tekrar tekrar anlatmak veya karşımızdakinin sözünü kesmek isteyebiliriz. Ancak öfke yükseldikçe konuşmanın amacı da değişebilir. Başlangıçta bir sorunu çözmeye çalışırken bir süre sonra haklı çıkmaya, karşı tarafın sözünü çürütmeye ya da onu incitmeye odaklanabiliriz.
Böyle anlarda konuşmaya kısa bir ara vermek, tartışmanın daha fazla büyümesini önleyebilir. Bu, sorunu önemsiz bulduğumuz veya karşı tarafın haklı olduğunu kabul ettiğimiz anlamına gelmez. Yalnızca konuşmayı daha sağlıklı bir noktaya taşımak için kendimize zaman tanımış oluruz.
Burada önemli olan, sessizliği bir cezalandırma yöntemine dönüştürmemek. Konuşmayı tamamen kesmek yerine biraz sakinleşmeye ihtiyaç duyduğumuzu söylemek ve konuya daha sonra geri dönmek, iletişimi korumanın daha yapıcı bir yoludur.
2. Konu hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımızda
Her konuda bir fikrimiz olması veya her sohbete katkıda bulunmamız gerekmiyor. Özellikle hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımız bir meselede hızlıca yorum yapmak, yanlış bilgilerin yayılmasına ve gereksiz anlaşmazlıklara neden olabilir.
Böyle durumlarda önce dinlemek, soru sormak ve eksik bilgilerimizi tamamlamak daha iyi bir seçenek olabilir. Sessiz kalmak, konuya ilgisiz olduğumuzu göstermek zorunda da değil. Tam tersine, hemen bir yargıya varmak yerine farklı görüşleri anlamaya çalıştığımızı gösterebilir.
Üstelik her konuşmada kendimizi kanıtlama ihtiyacından uzaklaşmak da rahatlatıcı olabilir. Bir konuda henüz yeterince bilgimiz olmadığını kabul etmek, düşüncelerimizi geliştirmemize ve daha sağlam değerlendirmeler yapmamıza yardımcı olur.
3. Bir yakınımız yas tutarken
Bir yakınını kaybeden birini teselli etmeye çalışırken doğru kelimeleri bulmak her zaman kolay değildir. Üstelik iyi niyetle söylenen bazı cümleler, acı yaşayan kişinin kendisini anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir. Böyle anlarda hemen bir şey söylemek veya karşı tarafın üzüntüsünü gidermeye çalışmak yerine yanında olmak daha anlamlı olabilir.
Bazen birini dikkatle dinlemek, ona sarılmak ya da ihtiyaç duyduğunda yanında kalmak yeterlidir. Yas tutan kişinin yaşadıklarını açıklamak, güçlü görünmek veya hemen toparlanmak zorunda olmadığını hissetmesi önemlidir.
Burada sessizlik, duyguları geçiştirmek değil, karşımızdaki kişiye kendi duygularını yaşayabileceği alanı tanımaktır. Elbette bunun herkes için aynı şekilde işlemesi beklenemez. Bazı insanlar konuşmaya ihtiyaç duyarken bazıları yalnızca sessiz bir eşlikten güç alabilir. Önemli olan, kendi söylemek istediklerimizden çok o kişinin neye ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmaktır.
4. Her konuşmayı şikâyete dönüştüren biriyle karşılaştığımızda
Çevremizde sürekli sorunlardan söz eden, her çözüm önerisine yeni bir itiraz getiren veya konuşmaları tekrar tekrar aynı olumsuz noktaya taşıyan insanlar olabilir. Böyle biriyle iletişim kurduğumuzda kendimizi onu rahatlatmak, ikna etmek ya da bütün sorunlarına çözüm bulmak zorunda hissedebiliriz.
Oysa her şikâyete yanıt vermek veya her sorunu çözmeye çalışmak bizim sorumluluğumuz değildir. Karşımızdaki kişi yalnızca içini dökmek istiyorsa onu dinleyebiliriz. Ancak aynı konuşmalar sürekli tekrarlanıyor ve bizi yoruyorsa her defasında uzun açıklamalar yapmak zorunda olmadığımızı da hatırlamalıyız.
Böyle anlarda kısa bir yanıt vermek, konuşmayı başka bir konuya taşımak veya kendi sınırlarımızı belirtmek yeterli olabilir. Buradaki amaç, karşı tarafı cezalandırmak ya da duygularını küçümsemek değil, kendi enerjimizi korurken iletişimin sınırlarını belirlemektir.
5. Başkasının öne çıkma zamanı geldiğinde
Bir arkadaşımız güzel bir haber verdiğinde, bir iş arkadaşımız önemli bir başarısını anlattığında veya sevdiğimiz biri yaşadığı bir sorunu paylaşmaya çalıştığında konuşmayı hemen kendi deneyimlerimize çevirebiliriz. Bazen benzer bir olay yaşadığımızı anlatmak, tavsiye vermek ya da kendi düşüncelerimizi paylaşmak için acele ederiz.
Ancak her konuşmanın merkezinde bizim olmamız gerekmiyor. Karşımızdaki kişinin sözünü kesmeden dinlemek, anlattıklarına ilgi göstermek ve hemen kendi hikâyemizi paylaşmaya çalışmamak, ona değer verdiğimizi hissettirebilir.
Bu durum özellikle birinin başarılarını paylaştığı anlarda önemlidir. Konuyu kendimize çevirmeden, kıyaslama yapmadan veya tavsiye vermeye girişmeden dinlemek, karşımızdaki kişinin sevincine gerçekten ortak olmamızı sağlar. Bazen iyi bir iletişim kurmanın yolu daha çok konuşmaktan değil, başkasına konuşabileceği alanı bırakmaktan geçer.
6. Gerçekten dinlememiz gereken bir konuşmanın içindeyken
Birini dinlerken zihnimiz çoğu zaman kendi cevabımızı hazırlamakla meşgul olabilir. Karşımızdaki kişi henüz konuşmasını bitirmeden ne söyleyeceğimizi düşünür, itiraz edeceğimiz noktaları belirler veya ona nasıl bir öneride bulunacağımızı planlarız. Böyle yaptığımızda söylenenleri duysak bile kişinin ne anlatmak istediğini tam olarak anlamayabiliriz.
Aktif dinleme olarak adlandırılan yaklaşım, yalnızca sessiz durmaktan ibaret değildir. Karşımızdaki kişinin sözlerine dikkat vermeyi, söylediklerini anlamaya çalışmayı ve gerektiğinde açıklayıcı sorular sormayı içerir. Bu sırada hemen yanıt vermek yerine kısa bir duraklama yapmak, duyduklarımızı değerlendirmemize yardımcı olabilir.
Özellikle yakın ilişkilerde bu alışkanlık önemlidir. Her anlaşmazlığı kendi bakış açımızı açıklayarak çözmeye çalışmak yerine önce diğer kişinin neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışabiliriz. Onunla aynı fikirde olmak zorunda değiliz; ancak gerçekten dinlemek, anlaşmazlığın nedenlerini daha iyi görmemizi sağlayabilir.
7. Öfkeyle kırıcı sözler söylemek üzereyken
Bazen bir olay karşısında o kadar öfkeleniriz ki aklımıza gelen ilk cümleyi söylemek isteriz. Karşımızdaki kişiyi incitecek, geçmişte yaşananları yeniden gündeme getirecek veya sonradan geri almak isteyeceğimiz sözler ağzımızdan çıkmaya hazırdır.
İşte böyle anlarda birkaç saniye durmak bile önemlidir. Hemen cevap vermemek, nefes almak ve duygularımızın yatışmasını beklemek, tepkimizi daha bilinçli seçmemize yardımcı olabilir. Çünkü bir anlık öfkeyle söylenen sözler, tartışma sona erdikten sonra da ilişkide iz bırakabilir.
Bu, öfkemizi yok saymamız veya bizi inciten bir davranış hakkında hiç konuşmamamız gerektiği anlamına gelmez. Kırıldığımızı, kızdığımızı veya bir davranışın kabul edilemez olduğunu ifade etmek hakkımızdır. Ancak bunu yaparken amacımızın karşımızdakini incitmek değil, yaşanan sorunu anlatmak olması iletişimin seyrini değiştirebilir.
8. Her provokasyona yanıt vermek zorunda olmadığımızda
Bazı insanlar tartışmayı sürdürmek, karşı tarafı öfkelendirmek veya onu sürekli kendini açıklamak zorunda bırakmak isteyebilir. Özellikle sosyal medyada, kişisel sınırların kolayca ihlal edildiği konuşmalarda ve sürekli gerilim yaratan ilişkilerde her yoruma cevap verme isteği yorucu hale gelebilir.
Böyle durumlarda yanıt vermemeyi seçmek, enerjimizi korumamıza yardımcı olabilir. Her eleştiriyi düzeltmek, herkesin bizi anlamasını sağlamak veya hakkımızdaki her yoruma karşı kendimizi savunmak zorunda değiliz. Bazı konuşmalardan uzaklaşmak, tartışmayı sürdürmekten daha yararlı olabilir.
Ancak sessiz kalmanın her durumda en iyi çözüm olduğunu düşünmemek gerekir. Haklarımızın ihlal edildiği, ayrımcılığa maruz kaldığımız veya ciddi bir sorunla karşılaştığımız durumlarda konuşmak, destek istemek ve sınırlarımızı açıkça belirtmek gerekebilir. Önemli olan, hangi tartışmanın gerçekten bir çözüm arayışına hizmet ettiğini, hangisinin yalnızca bizi yıprattığını ayırt edebilmektir.
Sessizlik her zaman çözüm mü?
Sessiz kalabilmek, doğru zamanda konuşabilmek kadar önemli bir beceri olabilir. Ancak burada belirleyici olan, sessizliğin nedenini ve sonucunu anlamaktır. Düşüncelerimizi toparlamak, karşımızdakini dinlemek veya gereksiz bir tartışmaya girmemek için konuşmaya ara vermek ile sorunları konuşmaktan sürekli kaçınmak aynı şey değildir.
Duygularımızı her zaman içimizde tutmak, rahatsız olduğumuz konuları dile getirmemek veya bir başkasının davranışlarına karşı kendimizi savunmaktan vazgeçmek uzun vadede ilişkilerimizi zorlaştırabilir. Araştırmalar da duyguları sürekli bastırmanın sosyal ilişkiler ve kişisel iyi oluş açısından olumsuz sonuçlarla bağlantılı olabileceğine işaret ediyor.