1939 yılında beyaz perdeyle buluşan Oz Büyücüsü filmi L. Frank Baum’un kaleminden çıkan Amerikan masalını büyüleyici görüntülerle izleyiciye sundu. İlk gösteriminden itibaren hem çocukların hayal dünyasında yer edindi hem de kimileri için kabusların kaynağı oldu. Ancak film, yalnızca çocuk masalları arasında kalmadı; popüler kültürün tam kalbine yerleşti ve sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Film, özellikle 1956 ile 1974 yılları arasında sayısız televizyon yayını sayesinde neredeyse her eve konuk oldu. Hatta Oz Büyücüsü, bugüne kadar en fazla izlenmiş yapımlardan biri. Her sahnesiyle hafızalara kazınan bu klasik, geçen yıllar içinde sinema dünyasında adeta bir efsaneye dönüştü. Öyle ki, sıkı hayranlarının bile hikaye hakkında bilmediği şaşırtıcı detaylar var. İşte Oz Büyücüsü filmi hakkında hemen öğrenmeniz gereken gerçekler…
1. İlk Oz Büyücüsü (1939) filmi aslında yeniden yapımdı. Öncesinde iki sessiz film çekilmişti
Oz Büyücüsü, Hollywood’un en büyük klasiklerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu yüzden çoğu kişi, 1939 yapımını Baum’un kitabının ilk uyarlaması sanabilir. Ancak bu doğru değil. Film tarihçisi William Stillman’a göre, 1939 yapımı Oz Büyücüsü aslında bir yeniden yapım.
“Bu film, aslında üçüncü uyarlama,” diyor Stillman. “Daha önce iki sessiz film vardı: biri 1910’da, diğeri 1925’te çekildi. 1925 yapımında ünlü komedyen Larry Semon yer alıyordu. Ayrıca, Semon’un bu filmdeki rol arkadaşı Oliver ‘Babe’ Hardy de dikkat çekicidir.”
2. Kitabın yazarı L. Frank Baum’un ceketi filmde kullanıldı
Filmin kostüm ekibi, Profesör Marvel için doğru ceketi bulmak amacıyla ikinci el mağazalarını taradı. Kostüm tasarımcıları, eski püskü ama bir o kadar şık bir görünüm istiyordu. Sonunda, kadife yakalı, siyah geniş kumaştan yapılmış bir ceket seçildi. Ancak bu ceketin büyüleyici bir sırrı vardı.
Bir gün, ceketi giyen aktör Frank Morgan, sıcak bir çekim sırasında ceketin cebini ters çevirdi. Cebin iç kısmında “L. Frank Baum” yazılı bir etiket buldu. L. Frank Baum, Oz Büyücüsü kitabının yazarıydı. Yapımcı ekip bu detayı doğrulamak için ceket üzerindeki terzilik bilgilerini araştırdı ve Chicago merkezli terzi, ceketin Baum’a ait olduğunu noter tasdikli bir mektupla doğruladı. Dahası, Baum’un eşi de bu ceketi tanıdığını söyledi. Bu tesadüf, filme adeta büyüleyici bir dokunuş kattı.
3. Filmin 4 yönetmeni vardı
Genelde filmlerde bir yönetmen olur. Ancak Oz Büyücüsü, tam dört yönetmenin elinden geçti. Film tarihçisi Chris Hite’a göre bu, o dönemin stüdyo sistemiyle bağlantılıydı. Stüdyo sisteminde yönetmenler, yedi yıllık sözleşmelerle çalışırdı ve çoğu zaman “değiştirilebilir işçiler” olarak görülürdü.
Başlangıçta yapımcı Mervyn LeRoy, filmi kendisi yönetmek istedi. Ancak MGM Başkanı Louis B. Mayer, bunun LeRoy için fazla iş olacağını düşünerek fikrini değiştirdi. Bunun üzerine LeRoy, yönetmenliği Norman Taurog’a devretti. Ancak Taurog’un görev süresi kısa sürdü ve yerine Richard Thorpe getirildi. Thorpe, filmin temel çekimlerini yaptı ama çektiği sahneler, yapımcıların beklentisini karşılamadığı için tamamı çöpe atıldı.
Thorpe’un ardından ünlü yönetmen George Cukor devreye girdi. Cukor, üç gün boyunca danışmanlık yaptı ve karakterlerin görsel tasarımları üzerinde önemli değişiklikler yaptı. Örneğin, Dorothy’nin sarı olan peruklu görünümünden vazgeçilip daha doğal bir tarza geçilmesi onun fikriydi.
Sonunda, Victor Fleming filmin yönetmenliğini üstlendi ve birçok ikonik sahnenin çekimlerini tamamladı. Ancak Fleming de projeyi yarıda bırakarak Rüzgar Gibi Geçti filmine geçti. Filmin son sahnelerini ise King Vidor tamamladı. Dönemin stüdyo sisteminde, yönetmen değişiklikleri bu denli olağan bir durumdu.
4. Bazı kostümler zehirli asbest minerali kullanılarak üretildi
Filmdeki haşhaş tarlası sahnesinde, yapay karın asbestten yapıldığına dair uzun yıllardır süregelen bir söylenti var. O dönem yalıtım ve yangına dayanıklılığı nedeniyle yaygın olarak kullanılan asbest, bugün bir kanserojen olarak bilinse de, bu sahnede kullanılmadı. MGM makyaj sanatçısı Charles Schram’ın açıklamalarına göre, yapay kar parçacıkları alçıdan yapılmıştı. Judy Garland ve Bert Lahr’ın kostümlerinden alçı parçacıklarını temizlemek de Schram’ın görevlerinden biriydi.
Ancak başka bir sahnede, asbestten yapılmış bir kostüm gerçekten kullanıldı. Batı’nın Kötü Cadısı’nın Korkuluk’u yaktığı sahnede, Ray Bolger yangına dayanıklı, asbest kaplı bir kostüm giymek zorunda kaldı. Bu sahnede herhangi bir kaza yaşanmaması için setin kenarında yangın söndürücü ekipler bekletiliyordu.
5. Sıcaklık dayanılmazdı ve insanlar sürekli bayılıyordu
Film, dönemin teknolojik sınırlamaları nedeniyle oldukça zor koşullarda çekildi. Technicolor kameraların düzgün çalışması ve geniş setlerin aydınlatılması için 150’den fazla dev ışık kullanıldı. Bu lambalar, doğal gün ışığını taklit etse de seti dayanılmaz bir fırına çevirdi.
Görüntü yönetmeni Harold Rosson, Hollywood’daki tüm ark lambalarını ödünç aldıklarını ve setteki sıcaklığın çok yüksek olduğunu anlatıyor. Sıcaklık nedeniyle oyuncular ve ekip sık sık bayılırken, çekimler birkaç saatliğine durdurulmak zorunda kalıyordu. Ayrıca, ışıkların parlaklığı ekipte bazı kişilere “klieg gözü” denilen bir rahatsızlık yaşattı; bu durum gözlerde şişme ve tahrişe yol açtı.
6. Margaret Hamilton bir sahne çekimi sırasında ciddi şekilde yandı
Batı’nın Kötü Cadısı’nın (Margaret Hamilton) aniden bir duman ve alev bulutunda kaybolduğu sahne, ciddi bir kazayla sonuçlandı. Planlanan efektler sırasında yangın biraz erken başladı ve Hamilton’ın yüzünde birinci derece, ellerinde ise ikinci derece yanıklar oluştu.
Hamilton’ın elleri bileklerinden tırnaklarına kadar yandı. Ancak Hamilton’ın makyajı, içeriğinde bakır olduğu için toksik özellik taşıyordu ve olayın ardından çıkarılması için alkolle temizlenmesi gerekti. Hamilton, çekimlere bir süre ara verdi, ancak bu kazaya rağmen işine profesyonelce devam etti.
7. Sete canlı kuşlar getirildi
Oz Büyücüsü filmi hakkında gerçekler yazımızın sonuna geldik. Stüdyonun detaylara gösterdiği özenin bir sonucu olarak, elma bahçesi sahnesinde arka planı zenginleştirmek için Los Angeles Hayvanat Bahçesi’nden 300’e yakın canlı kuş getirildi. Sarus turnası, tukanlar ve altın sülünler gibi egzotik kuşlar, sahnelere gerçekçilik kattı.
Ancak yıllar sonra bu kuşlardan biri, internet efsanesine konu oldu. Sarus turnasının kanatlarını açıp sahneye hareket kattığı bir an, bazı izleyiciler tarafından yanlış anlaşıldı ve arka planda bir ekip üyesinin ya da bir Munchkin’in kendini astığı şeklinde tuhaf söylentilere yol açtı. Bu iddialar yıllardır çürütülse de hâlâ bazı izleyiciler tarafından konuşuluyor.