Ana sayfa » Yaşam » Aynı Fikirde Olduğu Hâlde Sessiz Kalan İnsanlar: Çoğulcu Cehalet Nedir?
Aynı Fikirde Olduğu Hâlde Sessiz Kalan İnsanlar: Çoğulcu Cehalet Nedir?
İnsanların çoğu zaman kalabalığa uyum sağlamak için gerçek düşüncelerini saklaması, çoğulcu cehaletin gündelik hayattaki en yaygın yansımalarından biri olarak görülüyor.
Toplantı sona eriyor. Kimse itiraz etmedi, herkes başını salladı, karar alındı. Ama o toplantı odasından çıkan herkes içinden aynı şeyi düşünüyor: “Aslında ben de bu kararın doğru olmadığını hissettim.” Kimse bunu söylemedi. Kimse söylemeyeceğini de bilmiyordu çünkü herkes diğerlerinin gerçekten katıldığını zannetti.
Buna çoğulcu cehalet deniyor. Adı biraz akademik kaçıyor ama yaşandığında o tanıdık “ah, demek yalnız değilmişim” hissiyle birlikte geliyor.
Çoğulcu Cehalet kavramının kısa tarihi
Çoğulcu cehalet ilk kez 1931’de Amerikalı sosyal psikologlar Floyd Allport ve Daniel Katz tarafından adlandırıldı. Kavram temelde şunu açıklıyor: Bir gruptaki bireyler, aslında grubun büyük çoğunluğunun kendileriyle aynı fikirde olduğu hâlde, diğerlerinin farklı düşündüğüne inandıkları için kendi görüşlerini açıklamıyor. Yani herkes susarken içinden “ben yalnız düşünüyorum” diye hesap yapıyor. Oysa odadaki herkes aynı hesabı yapıyor
Hans Christian Andersen’ın “Kralın Yeni Kıyafetleri” masalı bu durumun belki de en eski ve en iyi anlatısı. Kalabalık, imparatorun çıplak olduğunu görüyor ama herkes diğerlerinin gördüğünü sandığı için sessiz kalıyor. Ta ki bir çocuk gerçeği söyleyene kadar.
Sınıfta kimse soru sormaz
Derste aklına bir soru takılıyor ama etrafına bakıyorsun, kimse el kaldırmıyor. “Demek anlamayan yalnız benim” diye düşünüp susuyorsun. Oysa sınıftaki herkes aynı soruyu soramadan oturuyor.
Bu örnek küçük görünebilir ama aynı dinamik çok daha büyük sonuçlar doğuruyor. Araştırmalar çoğulcu cehaleti, acil durumlarda insanların yardıma koşmamasıyla da ilişkilendiriyor. Kalabalık içinde biri yere düşse, herkes diğerlerinin tepkisizliğini normalmiş gibi okuyor ve hareketsiz kalıyor.
Üniversite kampüsündeki o meşhur deney
Princeton Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada öğrencilere kampüsteki alkol tüketimi hakkında ne düşündükleri soruldu. Pek çok öğrenci aslında bu tüketim düzeyinden rahatsız olduğunu söyledi. Ama aynı öğrenciler, diğerlerinin bu konuda kendilerinden çok daha rahat ve istekli olduğuna inandıklarını da belirtti. Sonuç olarak dışlanmamak için içmeye devam ettiler. Yani gerçekte kimse o kadar istekli değildi, ama herkes diğerleri istekliymiş gibi davrandı. Ve bu döngü kendini besledi.
İklim değişikliğinde bile görünüyor
Çoğulcu cehalet günlük hayatın çok ötesine uzanıyor. Amerikalılar üzerinde yapılan 6.000 kişilik temsili bir araştırma şaşırtıcı bir sonuç ortaya koydu: Katılımcıların yüzde 66 ila 80’i iklim politikalarını desteklemesine rağmen, insanlar bu desteğin yalnızca yüzde 37 ila 43 düzeyinde olduğunu tahmin etti. Bir başka deyişle, iklim değişikliğine karşı önlem alınmasını isteyenler karşı çıkanlardan iki kat fazla olmasına rağmen, insanlar durumun tam tersini zannetti. Bu yanlış algı da insanların konuyu arkadaşlarıyla tartışmaktan kaçınmasına ve bireysel olarak harekete geçmekte isteksiz davranmasına yol açtı.
Sosyal medya durumu daha da karmaşık hâle getiriyor
Çoğulcu cehalet sosyal medya çağında yeni bir boyut kazandı. Platformlar varsayılan olarak en çok tepki toplayan, en uç ve en gürültülü sesleri öne çıkarıyor. Sessiz çoğunluk görünmez kalıyor. Bu da insanların “herkes böyle düşünüyor” yanılsamasını çevrimdışı hayattan çok daha güçlü yaşamasına neden oluyor. Araştırmalar öğrencilerin başkalarının sosyal medyayı kendilerinden çok daha fazla kullandığını düşündüğünü ortaya koyuyor. Oysa gerçekte böyle bir fark yok.
Peki bu döngü nasıl kırılıyor?
Sosyologlar toplumsal normlardaki ani değişimlerin çoğu zaman tam da böyle bir anla başladığını söylüyor: Birinin sesini yükseltmesiyle diğerleri “ben de öyle düşünüyordum” demeye başlıyor ve saniyeler içinde algılanan çoğunluk tersine dönüyor. Kralın yeni kıyafetlerini ilk gören çocuk gibi.
Çoğulcu cehaleti kırmak büyük bir cesaret gerektirmiyor aslında. Sadece ilk adımı atmak yeterli. Sorun şu ki herkes o ilk adımın kendine ait olmadığını düşünüyor.