Bir zamanlar sağlıklı yaşamak için birkaç temel kural yeterliydi: İyi beslen, hareket et, yeterince uyu. Şimdiyse işler biraz daha karmaşık. Kaç adım attığımızı, kaç saat uyuduğumuzu, uykumuzun ne kadar derin olduğunu, kalp atış hızımızı, stres seviyemizi, hatta vücudumuzun ne kadar iyi toparlandığını takip edebiliyoruz. Üstelik bütün bunları bize söyleyen bir akıllı saat ya da yüzük varsa, günün sonunda bir de skor alıyoruz.
Sağlıklı yaşam derken kendimizi sürekli değerlendirdiğimiz bir noktaya geldik. İyi uyuduk mu? Yeterince protein aldık mı? Bugün hedeflenen adımı tamamladık mı? HRV neden düştü? Dün gece neden puanımız 78’de kaldı?
Tam da bu noktada wellness dünyasında başka bir fikir yükseliyor: anti-optimization. Yani hayatın her alanını daha verimli, daha sağlıklı ve daha kusursuz hale getirmeye çalışmaktan biraz vazgeçmek.
Sağlıklı olmak neden bir performans yarışına dönüştü?
Wellness kültürünün son yıllardaki en belirgin özelliklerinden biri, sağlığı ölçülebilir hale getirmesi oldu. Bunun elbette faydalı tarafları var. Düzenli hareket etmek, uyku düzenini fark etmek veya beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek için veriler işe yarayabiliyor.
Fakat bir noktadan sonra sağlıklı yaşamak, sağlıklı hissetmekten çok iyi skor almakla ilişkilendirilmeye başladı.
Sekiz saat uyudunuz ama uygulama uykunuzun verimsiz olduğunu söylüyor. Spor yaptınız ama günlük hareket hedefiniz tamamlanmadı. Sağlıklı bir yemek yediniz ama protein hedefinizin altında kaldınız. Derken oldukça sıradan bir salı günü bile performans değerlendirmesine dönüşebiliyor.
Anti-optimization tam olarak bu noktaya itiraz ediyor.
Anti-optimization ne demek?
Anti-optimization, sağlıklı yaşamın bütün kurallarını çöpe atmak ya da hiçbir şeyi önemsememek anlamına gelmiyor. Daha çok, her şeyi sürekli iyileştirmeye çalışma fikrine mesafeli durmak demek.
Bu yaklaşım, vücudun her gün aynı performansı göstermesinin mümkün olmadığını kabul ediyor. Bazen sekiz saat uyuyup yine de yorgun uyanabilirsiniz. Bazen spor yapmak yerine koltuğa uzanmak isteyebilirsiniz. Bazen de beslenme uygulamasına hiçbir şey girmek istemeden akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz.
Ve bunların hepsi hayatın normal parçaları.
Sağlık uygulamalarına biraz daha az bakmak
Akıllı saatler ve yüzükler hayatımıza girdiğinden beri bedenimiz hakkında hiç olmadığı kadar çok veri görüyoruz. Bu veriler doğru kullanıldığında oldukça işe yarayabilir. Ancak her ölçümün bir hedefe, her hedefin de daha yüksek bir skora dönüşmesi gerekmiyor.
Örneğin bir gece kötü uyuduğunuzu zaten hissediyorsanız, uygulamanın bunu 64 puanla onaylaması size gerçekten ne kazandırıyor?
Anti-optimization yaklaşımı burada teknolojiyi tamamen reddetmiyor. Sadece teknolojinin hayatı yönetmesi yerine hayatı anlamaya yardımcı olması gerektiğini savunuyor.
Her gün mükemmel olmak zorunda değiliz
Bu trendin ilginç taraflarından biri de kusursuzluk fikrini sorgulaması. Sağlıklı yaşam içerikleri uzun süre boyunca sabah rutinleri, mükemmel kahvaltılar, günlük egzersizler ve disiplinli alışkanlıklarla birlikte düşünüldü.
Oysa gerçek hayatta kimsenin her günü aynı geçmiyor.
Bir gün yürüyüşe çıkarsınız, başka bir gün bütün akşam evde oturursunuz. Bir hafta beslenmenize dikkat edersiniz, hafta sonu arkadaşlarınızla uzun bir sofraya oturursunuz. Sağlık açısından önemli olan da tek bir günün performansından çok, genel alışkanlıkların zaman içindeki dengesi.
Belki de anti-optimization’ın en rahatlatıcı tarafı tam olarak bu: İyi hissetmek için her gün kendinizin daha iyi bir versiyonu olmanız gerekmiyor.
Yeni wellness trendi hiçbir şey yapmamak mı?
Hayır öyle değil.
Anti-optimization’ın söylediği şey daha çok şu: Sağlık adına yaptığınız şeylerin hayatınızı iyileştirip iyileştirmediğine bakın. Eğer sabah ilk iş uyku skorunu kontrol etmek sizi daha bilinçli değil daha endişeli yapıyorsa, o veriye gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını düşünün.
Aynı şey beslenme, egzersiz ve takviyeler için de geçerli. Sağlıklı alışkanlıkların amacı hayatı daha yaşanabilir hale getirmek. Günün her dakikasını optimize etmek değil.