Betonarme gökdelenler modern çağın simgesi gibi görünse de, insanların gökyüzüne doğru yükselme fikri bundan yüzyıllar önce ortaya çıktı. Yemen’in Hadramut Vadisi’nde yer alan Şibam, kerpiçten inşa edilmiş çok katlı evleriyle dünyanın en etkileyici tarihî kentlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 1700 yıldır kesintisiz yerleşime ev sahipliği yapan şehir, özellikle 16. yüzyılda inşa edilen 5 ila 11 katlı kule evleri sayesinde “Çölün Manhattan’ı” unvanını kazandı. Üstelik bu yapılar, çelik ya da beton kullanılmadan, yalnızca kerpiç ve ahşap gibi doğal malzemelerle inşa edildi.
Bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Şibam, yalnızca sıra dışı mimarisiyle değil; şehir planlaması, savunma sistemi ve iklime uyum sağlayan tasarımıyla da insanlık tarihinin en önemli yerleşimlerinden biri arasında gösteriliyor.
Yaklaşık 1700 yıllık bir yerleşim

Şibam’ın tarihi MS 3. yüzyıla kadar uzanıyor. Kent, Hadramut Krallığı’nın önemli yerleşimlerinden biri olarak gelişmeye başladı ve zamanla bölgenin ticaret merkezlerinden biri hâline geldi. Günümüzde görülen yüksek kerpiç kulelerin büyük bölümü ise 16. yüzyılda yeniden inşa edildi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, 1532 yılında yaşanan büyük sel felaketinin şehrin önemli bir kısmına zarar vermesiydi. Ardından kent, aynı geleneksel teknikler korunarak yeniden ayağa kaldırıldı.
Yaklaşık 1700 yıldır kesintisiz yerleşimin devam ettiği Şibam, bu özelliğiyle dünyanın en eski sürekli yerleşim alanlarından biri olarak kabul ediliyor.
Antik ticaret yollarının kalbindeydi
Şibam’ın bulunduğu Hadramut Vadisi, antik çağda Güney Arabistan’ı Akdeniz ve Afrika’ya bağlayan tütsü ve baharat ticaret yollarının en önemli duraklarından biriydi. Özellikle günlük (frankincense) ve mür gibi değerli reçinelerin taşındığı kervanlar burada konaklıyor, şehir ticaret sayesinde ekonomik olarak büyüyordu.
Bu stratejik konum, Şibam’ın sadece zenginleşmesini değil, aynı zamanda sürekli tehdit altında olmasını da beraberinde getirdi. Ticaret yollarını kontrol eden şehir, farklı kabilelerin saldırılarına karşı güçlü savunma sistemleri geliştirmek zorunda kaldı.
Kerpiç gökdelenler neden inşa edildi?

Şibam’ın en dikkat çekici özelliği, birbirine bitişik şekilde yükselen çok katlı kerpiç kuleler. Ancak bu yapılar estetik kaygılarla değil, tamamen ihtiyaçlardan doğdu.
Şehrin etrafı yüksek surlarla çevriliydi. Güvenlik nedeniyle surların dışına doğru büyümek mümkün olmayınca insanlar aynı alan içerisinde daha fazla yaşam alanı oluşturmanın yolunu aradı. Çözüm ise yukarı doğru büyümek oldu.
Böylece 5 ila 11 kat arasında değişen yüksekliklere sahip kerpiç kuleler inşa edildi. Bu yapılaşma modeli, bugün “dikey şehirleşme” olarak tanımlanan anlayışın en erken ve en başarılı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Çamurdan yapılan binalar nasıl ayakta kalabiliyor?

İlk bakışta şaşırtıcı görünse de Şibam’daki yapıların dayanıklılığı kullanılan kerpiç tekniğinden geliyor. Kerpiç; çamur, saman ve doğal liflerin karıştırılıp güneşte kurutulmasıyla elde edilen bir yapı malzemesi.
Kalın kerpiç duvarlar gündüz sıcaklığını içeriye geçirmiyor, gece ise içeride biriken ısıyı koruyarak doğal bir yalıtım sağlıyor. Bu sayede yaz aylarında serin, kış gecelerinde ise daha dengeli bir iç ortam oluşuyor.
Elbette kerpiç sonsuza kadar dayanıklı değil. Özellikle yağmur ve seller yapıların en büyük düşmanı. Bu nedenle Şibam’daki evler düzenli olarak aynı geleneksel yöntemlerle onarılıyor. UNESCO’nun koruma çalışmalarının önemli bir bölümü de bu bakım sürecinin devamlılığını sağlamaya odaklanıyor.
Evlerin içinde yaşam nasıldı?

Şibam’daki kule evler yalnızca yüksek yapılar değil, aynı zamanda oldukça işlevsel yaşam alanlarıydı.
Alt katlar çoğunlukla depo, erzak saklama alanı ve zaman zaman hayvan barınağı olarak kullanılıyordu. Orta katlarda aile bireylerinin günlük yaşam alanları bulunurken, üst katlar misafir ağırlamak veya özel aile yaşamı için ayrılıyordu.
Kalın kerpiç duvarlar doğal yalıtım sağlarken ahşap pencereler, alçı süslemeler ve renkli cam detayları Yemen’in geleneksel mimarisini yansıtıyordu. Dar sokaklar ise gün boyunca gölge oluşturarak sıcak çöl ikliminde yaşamı daha konforlu hâle getiriyordu.
Şibam neden UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde?

Şibam, 1982 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Bunun en önemli nedeni, dünyanın en eski ve en iyi korunmuş çok katlı kerpiç şehirlerinden biri olması.
Kent, yalnızca mimari açıdan değil; savunma sistemi, şehir planlaması, iklime uyum sağlayan tasarımı ve yüzyıllardır sürdürülen geleneksel yapı teknikleriyle de insanlığın ortak kültürel mirası arasında yer alıyor.
Günümüzde yaşanan çatışmalar, seller ve iklim koşulları nedeniyle şehir zaman zaman zarar görse de UNESCO ve çeşitli uluslararası kuruluşlar restorasyon çalışmalarını sürdürüyor.
Şibam’a nasıl gidilir?

Şibam’a ulaşmak günümüzde geçmişe kıyasla oldukça zor. Kent, Yemen’in Hadramut bölgesinde yer alıyor ve ülkedeki güvenlik durumu nedeniyle birçok ülke vatandaşına seyahat uyarıları yapılıyor.
Normal şartlarda Şibam’a gitmek isteyen ziyaretçiler önce Yemen’in Mukalla kentine ulaşıyor, ardından kara yoluyla yaklaşık 180 kilometrelik bir yolculuk yaparak şehre varıyor. Ancak mevcut güvenlik koşulları nedeniyle bireysel seyahat yerine bölgeyi iyi tanıyan yerel rehberler ve izinli tur organizasyonları tercih ediliyor.
Seyahat planlamadan önce kendi ülkenizin dışişleri bakanlığının güncel Yemen seyahat uyarılarını kontrol etmek büyük önem taşıyor.
Şibam’ı ziyaret ederken nelere dikkat edilmeli?

Şibam hâlâ yaşayan bir şehir. Bu nedenle ziyaretçiler sadece tarihî bir alanı değil, insanların günlük yaşamını sürdürdüğü bir yerleşimi geziyor.
Yerel halkın mahremiyetine saygı göstermek, fotoğraf çekerken izin istemek ve kerpiç yapılara zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak büyük önem taşıyor. Ayrıca yaz aylarında sıcaklık oldukça yüksek olduğu için ziyaretlerin sabah erken saatlerde yapılması tavsiye ediliyor.
Aradan geçen yüzlerce yıla rağmen Şibam, yalnızca kerpiçten inşa edilmiş kuleleriyle değil; güvenliği, şehir planlaması ve iklime uyum sağlayan mimarisiyle de insanlığın en sıra dışı mühendislik başarılarından biri olmaya devam ediyor. Modern gökdelenler gökyüzünü şekillendirmeden çok önce, Yemen çölünün ortasında insanlar çok katlı bir yaşamın mümkün olduğunu çoktan kanıtlamıştı.





























