Siccin, Dabbe, Musallat, Semum, Gomeda, Büyü, Araf, Ammar, Azazil, Azem, El-Cin, Muska, Mihrez, Şeytan-ı Racim, Üç Harfliler – Marid… Liste böyle uzayıp gidiyor. Türk korku sinemasının ana lokomotifinin “cinler” olduğunu ispatlamaya yetecek filmler bunlar. Her ne kadar arada bazı farklı tür denemeleri olsa da Türk korku sinemasının ana öğesinin cin olduğunu kabul etmek zorundayız.
Peki neden? Neden Türk korku sineması cinlerin dışına çıkamıyor? Neden farklı hikayeler, farklı korku enstrümanları kullanılamıyor? Elbette ki bunun sebepleri var. Yoksa yönetmenler bilmiyor mu bir Diğerleri, Testere, Korku Seansı, Lanet, Evdeki Düşman, vs. çekmeyi?
Gelin şimdi Türk korku sinemasının cinlere saplanıp kalmasının ardındaki sırları deşifre edelim.
Bu arada korku filmi seviyorsanız yeni korku filmleri listemiz ilginizi çekebilir.
1. Bir kere Türk konut mimarisinde bodrum kata evin içinden merdivenle girilen bir anlayış yok, haliyle bir korku filminin olmazsa olmazı bodrum katlar yeterince verimli kullanılamıyor.

2. Aynı şekilde ABD’de görmeye alışkın olduğumuz banliyö tipi, garajlı evler de yok, böyle olunca garajda geçen, garaja kaçmalı, vs. korku filmleri yalan oluyor.

3. “Hayali arkadaş” kavramının bizde olmaması veya bunu diyen çocuğun ağzına iki tokat atılıp konunun kapatılması bu tür filmlerin önünü kesiyor.

4. Aynı şekilde bizim çocuğumuz “ölü insanlar görüyorum” dese hemen hocaya götürüleceği için, konu oradan yine bir şekilde cine bağlanıyor.

5. Yeni taşındıkları evde garip olaylara şahit olan bir Türk ailesinin o evde bir gece daha kalması mümkün değil, haliyle konu başlamadan bitiyor.

6. Türk insanını teke tek yakalayıp öldürmek mümkün değil, ilk cinayetin ardından hepsi birleşip dalacağı için Çığlık gibi filmler yapmak mümkün olmuyor.

7. Lanet, şeytan girmesi, hayaletler, vb. konular genelde dini yaklaşımla çözülmeye çalışıldığı için… Hoop yine konu cine geliyor.

8. Zombi filmleri ise kesinlikle bize uygun değil, tüm mahalle birleşip amca, enişte, dayı, yenge ayırt etmeden zombileri vileda sapıyla tarumar edecektir.

9. Cinnet tarzı filmler ise bizi korkutmaktan çok uzak, zira günde asgari 3-5 gerçek cinnet haberine şahit oluyoruz.

10. Seri katillerimiz genelde kolici katil, çivici katil gibi random katiller olduğu için bu konuya hiç girmememiz çok akıllıca aslında.

11. Paranormal aktivitelerin tamamı bizim için cin kaynaklı olduğundan bu filmler otomatik olarak filmin 15. dakikasında cin hikayesine dönüşüveriyor.

12. Bir yere giderken, yeni bir ev alırken, vs. yaşlının biri çıkıp da “oraya gitmeyin, çok tehlikeli” dese kesinlikle söz dinler, gitmeyiz… E n’oldu, film bitti!

13. Çocuklu korku filmleri ise oyuncu eksikliğinden dolayı gerçekleşemiyor, düşün lise filminde 45 yaşında adamları oynatıyorsun çocuk korku filmi oyuncusunu nereden bulacaksın?

14. Türkiye’de tatile, geziye, seyahate çıkıp da bir ıssızın ortasında yapayalnız kalmak pek mümkün değil, illaki bir köylüye, çiftçiye denk gelirsiniz.

15. Deney sonucu yaratığa dönüşen canlılar, hayvanlar, zombileşen insanlar… Bizde mümkün değil çünkü böyle deneyler yok.

16. Uzaylılar, yaratıklar, vs. gelmek için ülkemizi pek tercih etmediğinden olsa gerek Aliens, Gremlinler, vb. filmlerin de sinemamızda yeri yok.

17. Özel günlerin bizim için bir kutsiyeti var hal böyle olunca bayramları, özel günleri bir katliama dönüştürmek pek aklımıza gelmiyor.

Bonus – Hıristiyanlık, korku filmleri için önemli bir malzeme kaynağı, bizde bunun yansıması… Evet, bildiniz cin.

































Sayfanın yazarı başta dedi ya “Yoksa yönetmenler bilmiyor mu Diğerleri, Korku Seansı vs.. çekmeyi” İşte sorunun cevabı orda: Bilmiyorlar! İşin inini cinini bir kenara bırakıp sinemasal anlamda bakalım bu filmlere. Senaryo zayıf, diyaloglar yapay, oyuncular genelde amatör, görüntü yönetmenliği baştan sağma, yönetmenlik çok çiğ, görsel efektler çoğunlukla zayıf, sanat yönetmenliği üstün körü… Yani bir korku filmi olarak değil, bir film olarak değerlendirmek lazım ilk önce. Bu yapımları hayata geçirenlerin tek derdi bir koyup üç almak. Bu işe bir sanat, en azından kaliteli bir film olarak bakmıyorlar. Yoksa mesele hiç de bizim kültürümüzde o yok, bu yok değil. Mesele sinemasal anlamdaki zayıflık… Bir tek Can Evrenol’un Baskın adlı filmi bu listeye uymuyor. Başarısının tek bir açıklaması var; sinemaya duyduğu saygı. Umarım bu tip yönetmenlerin ve filmlerin sayısı artar sinemamızda.