Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828 – 1910) Rus ve dünya yazının en büyük yazar ve düşünür adamlarından biridir. Sahip olduğu merak ve irade ile dünyevi arayışını ölümüne değin sürdürür. Sanatın ne’liğinden hayatın niteliklerine değin pek çok konuyu araştırır, irdeler, çözümler getirir. Dostoyevski’nin ruhani üstünlüğünün yanında Tolstoy cismani olana kurar kalesini. Özellikle yirminci yüzyıl başlarında artık kendini tamamen toplum, din, ahlak gibi olguların incelemesine verir. Öyle ki zengin ve soylu bir aileye mensup olmasını bir kenara iterek köylüler gibi giyinir, giderek sade bir yaşam sürmeye başlar ve mal varlığını da köylülere bırakır. Henüz 25 yaşında genç bir delikanlıyken kendinden bahsettiği bir yazıda; idealleri adına her şeyi feda edecek kadar olağanüstü biri olduğunu ve bugüne dek kendi gibi bir olağanüstüyle karşılaşmadığını belirtir. Bu ibareler bir dehanın, büyük bir arayışçının yattığı yerden belli olduğunu kanıtlar niteliktedir. Vasıflarını mümkünün de ötesine çıkarmaya, gerçeğe olanın da üstünde yaklaşmaya çabalar. Tolstoy adeta kendiyle kendisi arasında bir teşrikimesaiye girer. İşte bu daha verimli olma gayesi ona çeşitli hayat kuralları yazdırır. Hem de henüz 18 yaşındayken! İlk üç maddeden sonrakileri ise daha sonra ekler.
Beşte kalk, en geç onda yat, gün içinde iki saat uyunabilir, yemekte aşırıya kaçma, tatlı yiyeceklerden kaçın
Her gün bir saat yürü, kerhaneye ayda sadece iki kere git, yardımcı olabileceğin kişileri sev
Toplumun mantığına dayanmayan tüm görüşlerini yok say, bir seferde sadece tek şey yap, gerekli olmadığı takdirde hayallere dalıp gitme
Asla duygularını belli etme, başkalarının hakkında ne düşündüğünü umursamayı bırak, iyilik yapacağın zaman dikkat çekmeden yap
Kadınlardan uzak dur, arzularını çok çalışarak dizginle, kendinden kötü durumda olanlara yardım et
Kendi eserinizi eleştirdiğinizde kendinizi, her zaman, algısı en zayıf okurun, bir kitapta sadece eğlence arayan okurun yerine koyun
En ilginç kitaplar, yazarın kendi görüşünü saklıyormuş gibi davrandığı ama ona yine de sadık kaldığı kitaplardır
Yeniden okur, metninizi yeniden ziyaret ederken (aklınıza gelen düşünceler ne kadar harika olursa olsun) nelerin eklenmesi gerektiğini değil anlam bütünlüğünü bozmadan ne kadarının atılabileceğini düşünün