Sokakta yürüdüğünüzü hayal edin. Birden, hızla gelen bir araba kontrolünü kaybediyor ve size çarpmak üzere! Bam! Muhtemelen hayatınız gözlerinizin önünden geçiyor… Ve sonra? Ölüm. (Allah korusun) Ama durun bir dakika! Ya başka bir gerçeklikte o araba sizi kıl payı sıyırıyorsa? Hatta bir başka paralel evrende, kazayı fark edip kenara çekiliyorsanız? İşte Kuantum Ölümsüzlüğü teorisi tam da bunu söylüyor! Bu teoriye göre, siz asla gerçek anlamda ölmezsiniz—sadece hayatta kaldığınız bir alternatif evrene “kayarsınız”. Bilinciniz sizi hep yaşadığınız versiyonunuza yönlendirir. Kulağa bilim kurgu gibi mi geliyor? Belki de kuantum fiziği sandığınızdan çok daha çılgındır!
Kuantum Ölümsüzlüğü teorisi, 1957’de Amerikalı fizikçi Hugh Everett III tarafından ortaya atılan “Çoklu Dünyalar Yorumu”na (MWI – Many Worlds Interpretation) dayanıyor
Everett’e göre, evren her an bir kuantum olayının farklı ihtimallerine göre bölünüyor. Yani, siz bir karar verdiğinizde, aslında sonsuz sayıda paralel evren doğuyor!
Basit bir örnek:
Alışveriş merkezine gitmeye karar verdiniz. Ancak başka bir evrende evde kalmayı seçtiniz. Bambaşka bir versiyonunuz ise dışarı çıkarken anahtarlarını unutup geri döndü.
Ve bu sadece küçük bir karar! MWI’ye göre, şimdiye kadar verdiğiniz her karar sonsuz sayıda yeni gerçeklik yaratıyor. İşte bu yüzden, ölüm bile sizi sonsuza kadar ortadan kaldırmayabilir—çünkü her durumda hayatta kaldığınız bir versiyonunuz hep olacak!
Bunu daha iyi anlamak için meşhur Schrödinger’in Kedisi deneyine bakalım
Diyelim ki bir kutunun içine bir kedi koyduk ve kutunun içine %50 ihtimalle çalışacak bir ölümcül mekanizma ekledik. Kuantum fiziğine göre, biri kutuyu açana kadar kedi hem ölü hem de diri halde bulunur—çünkü iki ihtimal de mümkündür!
Şimdi klasik fizikçiler der ki:
“Kutuyu açarsan, ya ölüdür ya da diri. Başka ihtimal yok!”
Ama çoklu dünyalar yorumuna göre, iki farklı evren vardır!
Birinde kedi ölür.
Diğerinde ise yaşar.
İşte bu noktada kuantum ölümsüzlüğü devreye giriyor: Siz, sadece hayatta kaldığınız gerçeklikte bilincinizi sürdürebilirsiniz! Ölümle karşı karşıya kaldığınız anlarda, her zaman “kazadan kıl payı kurtulduğunuz” gerçeklikte uyanırsınız.
Eğer hala “Bu nasıl mümkün olabilir?” diye düşünüyorsanız, ünlü Çift Yarık Deneyi ile tanışalım
1801’de Thomas Young, ışığın doğasını anlamak için bir deney yaptı:
Bir ışık kaynağını, iki yarık bulunan bir plakanın üzerine yöneltti. Eğer ışık parçacıklar halinde hareket ediyorsa, yarıkların arkasında iki şerit oluşmalıydı. Eğer dalga olarak hareket ediyorsa, bir girişim deseni meydana gelmeliydi. Deney sonucunda, ışığın dalga gibi davrandığı görüldü. Ama işin tuhaf yanı şu: Deneyi izleyen bir gözlemci varsa, ışık bu kez parçacık gibi davrandı!
Yani, bir şeyi gözlemlemek onun davranışını değiştiriyor! Bilim insanları buna “gözlemci etkisi” diyor. İşte bu yüzden, kuantum mekaniği “gerçekliğin gözlemci tarafından belirlendiğini” öne süren en çılgın bilim dallarından biri.
Şimdi soru şu: Eğer ışık, gözlemcinin varlığına göre hareket edebiliyorsa, bilincimiz de aynı şekilde bizi yalnızca hayatta kaldığımız evrenlere kaydırıyor olabilir mi?
Bu teoriye inanıyorsanız, asla gerçek anlamda ölmeyeceğinizi düşünmeniz gerek. Her ölümcül kazada, kalp krizinde veya ölümcül hastalıkta, bir versiyonunuz hep hayatta kalıyor olabilir.
1997’de MIT fizikçisi Max Tegmark, bu fikri test etmek için “kuantum intihar” adlı bir deney önerdi. Schrödinger’in kedisini hatırlıyor musun? Hani, kutunun içinde bir kedi var ve kutu açılana kadar hem canlı hem de ölü kabul ediliyor ya? İşte bu deney, birebir insanlar için tasarlanmış versiyonu diyebiliriz.
Şöyle çalışıyor:
Deneyci, kuantum parçacıklarının rastgele dönüşüne bağlı olarak ateş eden bir silahın önüne geçiyor. Eğer parçacık belirli bir şekilde dönerse, silah ateş ediyor; farklı dönerse ateş etmiyor. Eğer kuantum ölümsüzlüğü doğruysa, deneyci sadece hayatta kaldığı evrenleri deneyimleyecek. Teoride, böyle bir deneyden geçen biri sonsuz kere yaşayabilir. Ama işin sıkıntılı tarafları da var.
Şimdi, gelelim bu teorinin birkaç büyük problemine:
Fiziksel çürüme: Evet, ölümcül kazalardan kaçabilirsiniz ama yaşlanmayı ve fiziksel çöküşü durduramazsınız. Sonsuza kadar yaşamak istiyorsanız, vücudunuzun da sonsuz süre dayanması gerek. Ama biliyoruz ki yaşlılık kaçınılmaz.
Yavaş ölüm sorunu: Diyelim ki ölüm bir anda gelmiyor, hastalık veya nörolojik bir bozukluk nedeniyle bilinç kaybı yavaşça gerçekleşiyor. Peki, bilinç nereye gidiyor? Zamanla kendinizi kaybederseniz, kuantum ölümsüzlüğü hala geçerli olur mu?
Kanıtlanamazlık: Kuantum ölümsüzlüğünün en büyük sorunu, asla kanıtlanamaması. Eğer bu teori doğruysa bile, ölen versiyonlarımız bilincini kaybettiği için bunu asla bilemeyeceğiz.
Max Tegmark, bu konuda kendisi bile şüpheliydi ve şöyle diyordu:
“Ölüm bir anda olan bir şey değil, bilinç giderek azalan bir süreç. Beyin hücrelerim yavaş yavaş tükeniyor ve bir gün kendimin farkında olmayı bırakacağım. Kuantum ölümsüzlüğü bunun için ne diyor, bilmiyorum.”