Bugün Kapalıçarşı denince akla ilk olarak kuyumcular, mücevher dükkânları ve kalabalık alışveriş sokakları geliyor. Ancak Osmanlı döneminde bu büyük ticaret merkezinin önemli bir parçası da sahaflardı. Eski kitapların, el yazmalarının, dini eserlerin ve medrese metinlerinin alınıp satıldığı sahaf dükkânları, uzun yıllar boyunca Kapalıçarşı’nın kültürel hayatında önemli bir yer tuttu.
Sahaflar yalnızca kitap satan esnaf değildi. Medrese öğrencileri, müderrisler, hattatlar ve koleksiyonerler için burası aynı zamanda bilgiye ulaşmanın en önemli yollarından biriydi. Kitap arayan biri için doğru adres çoğu zaman Kapalıçarşı içindeki bu dükkânlardı.
İlk kayıtlar: 1519 yılında birkaç sahaf
Kapalıçarşı’da sahafların varlığına dair bilinen en eski kayıt 1519 yılına ait kira defterlerinde görülür. Ayasofya Evkafı’nın gelirlerini tespit etmek amacıyla hazırlanan bu defterlerde, bugünkü Kapalıçarşı’nın çekirdeğini oluşturan ve o dönemde Bezzâzistan ya da Bedesten olarak anılan alanda 140 sandık ve 20 zaviye bulunduğu yazılır.
Bu kayıtlarda yalnızca iki sandığın Sahaf Edîbî ve Sahaf Alaaddin’e, bir zaviyenin ise Sahaf Hüsam’a ait olduğu belirtilir. Bu da ilk dönemde ayrı bir Sahaflar Çarşısı olmadığını, sahafların Bedesten içinde sınırlı sayıda dükkânla faaliyet gösterdiğini gösterir.
Bedesten’den çarşıya yayılan sahaflar

Zamanla medreselerin çoğalması ve kitap ihtiyacının artmasıyla sahaflık büyümeye başladı. Özellikle ulema ve öğrenciler için ders kitapları, dini eserler ve el yazmaları büyük önem taşıyordu. Bu nedenle Bedesten içindeki birkaç dükkân zamanla yetersiz kaldı.
17. yüzyılda Fransız seyyah Antoine Galland, 1672 tarihli notlarında Bedesten içinde kitapçılar ve altın tüccarlarının birlikte bulunduğunu anlatır. Bu bilgi, sahafların Bedesten’de hâlâ önemli bir yer tuttuğunu gösterir.
Ancak sahafların sayısı arttıkça dükkânlar Bedesten kapılarının karşısındaki sokaklara da yayıldı. Böylece Kapalıçarşı içinde belirgin bir sahaf bölgesi oluştu ve bu alan zamanla Sahaflar Çarşısı olarak anılmaya başladı.
Evliya Çelebi’ye göre 50 sahaf dükkânı

17. yüzyılda Evliya Çelebi, Seyahatnâme’de sahafları ayrı bir esnaf grubu olarak anlatır ve “Esnaf-ı Sahhâfân: Dükkân 50, neferât 300” ifadesini kullanır.
Bu bilgiye göre dönemde yaklaşık 50 sahaf dükkânı ve 300 çalışan bulunuyordu. Bazı kaynaklarda sayı 60 dükkân olarak da geçer. Bu da sahafların artık yalnızca birkaç dükkândan ibaret olmadığını, Kapalıçarşı içinde ciddi bir ticaret alanı oluşturduğunu gösterir.
Burada yalnızca dini eserler değil; tarih kitapları, şiir mecmuaları, tıp metinleri ve farklı alanlarda yazılmış el yazmaları da satılıyordu.
Mücellitler ve kitap onarımı

Sahaflarla birlikte çalışan önemli bir başka meslek grubu da mücellitlerdi. Mücellit, kitap ciltleyen ve onaran ustalara verilen isimdi. Özellikle el yazması eserlerin korunması için bu iş büyük önem taşıyordu.
Yıpranan kitaplar yeniden ciltleniyor, deri kapaklar hazırlanıyor ve değerli yazmalar korunuyordu. Bu yüzden sahaflık yalnızca kitap satışı değil, aynı zamanda kitapların bakımını ve korunmasını da kapsayan bir alan haline gelmişti.
1894 depremi ve Beyazıt’a taşınma

19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde kaynaklar sahaf sayısının yaklaşık 40 civarında olduğunu belirtir. Ancak bu düzen 10 Temmuz 1894 İstanbul Depremi ile değişti.
Deprem Kapalıçarşı ve çevresinde ciddi hasara yol açtı. Sahafların bulunduğu alan da bu yıkımdan etkilendi ve eski yerleşim düzeni sürdürülemez hale geldi.
II. Abdülhamid döneminde alınan kararla sahafların Kapalıçarşı içindeki eski yerlerinden çıkarılarak Beyazıt Camii ile Kapalıçarşı arasındaki bölgeye taşınmasına izin verildi. Bugünkü Sahaflar Çarşısı bu süreçte şekillenmeye başladı.
Böylece sahaflık geleneği Kapalıçarşı’nın içinden Beyazıt’a taşınmış oldu.
Sahaflar ve kitap basımı
Osmanlı’nın son dönemlerinde bazı sahaflar yalnızca kitap alıp satan kişiler değil, aynı zamanda kitap bastıran isimler haline geldi. Matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte sahaflar basım ve yayım işine de yöneldi.
Özellikle medrese kitapları, dini eserler ve ders metinleri bu dönemde yeniden basılıyordu. Sahaflar hem eski eserleri dolaşımda tutuyor hem de yeni baskılarla okura ulaşmayı sağlıyordu.
Bu yönüyle sahaflar yalnızca geçmişi koruyan değil, aynı zamanda dönemin yayın hayatına katkı sağlayan önemli isimlerdi.
Kapalıçarşı’nın unutulan yüzü
Bugün Kapalıçarşı daha çok kuyumcular ve turistik alışverişle anılıyor. Ancak yüzyıllar boyunca burada kitap ticareti de önemli bir yer tuttu. Sahaflar, Osmanlı İstanbul’unda bilginin dolaştığı ve kültürel hayatın canlı kaldığı merkezlerden biriydi.
Kapalıçarşı’nın tarihi sadece ticaret değil, aynı zamanda şehir hafızasının da bir parçasıydı. Sahaflar da bu hafızanın en sessiz ama en kalıcı tanıklarından biri oldu.































