Coğrafi engeller ve kültürel farklılıklar, insanların birbirleriyle etkileşimini sınırlayarak genetik izolasyona yol açabiliyor. Bu durum, çoğu insanın düşündüğünden çok daha yaygın. Son 50.000 yılda, insanlık dünyanın dört bir yanına yayıldı. Ancak, bazı topluluklar bu süreçte coğrafi engeller ya da dar görüşlü kültürel uygulamalar nedeniyle izole kaldı ve bu izolasyon genetik çeşitliliği azaltıcı etkiler yarattı. Bir popülasyonun genetik çeşitliliği, “kurucu etkiler” denilen olaylarla sınırlandırılabilir. Bu tür olaylar, küçük bir grubun büyük bir popülasyondan koparak kendi başına izole hale gelmesiyle gerçekleşir ve bu da gen havuzunun daralmasına yol açar. 2022 yılında yapılan bir araştırmada, dünya genelindeki 460 popülasyonun yaklaşık yarısında yakın zamanda bu tür kurucu etkiler gözlemlendi. Bu genetik izolasyon ve etkilerini ve insan türünün benzersiz yeteneklerini nasıl şekillendirdiğini daha iyi anlamamıza yardımcı olan bazı ilginç izole popülasyonlara bir göz atalım.
1. Anabaptistler — Amish, Mennonitler ve Hutteritler
Anabaptist gruplar 16. yüzyılda ortaya çıktı ve 17. yüzyılda Amerika’nın güneydoğusundaki kırsal bölgelere göç ettiler. Bu gruplar, son birkaç yüz yılda önemli kurucu etkiler yaşadılar. 2011 yılında, Anabaptist topluluklarındaki genetik bozuklukları izlemek amacıyla bir veritabanı oluşturuldu. Örneğin, “akçaağaç şurubu idrar hastalığı” gibi genetik koşullar, genel popülasyonda nadirken, bu toplulukta yaygın görülüyor.
2. Parsiler
Parsiler, yedinci yüzyılda İran’dan Hindistan’a göç eden Zerdüşt bir topluluk. Geleneksel Parsiler, dini inançlarına aykırı evlilikleri reddederek topluluklarını izole tuttular. Bu izolasyon, genetik çeşitlilikte benzersiz özelliklere neden oldu. Genetikçiler, Parsilerin yüksek yaşama oranlarının nedenini, endogami (aynı gruptan evlilik) uygulamalarına bağlıyorlar. 2021 yılında Meta Gene dergisinde yayınlanan bir çalışmada, Parsilerin uzun ömürlülüğünü sağlayan gen varyantları tespit edildi. Özellikle, kadınlarda meme kanseri riskinin yüksek olmasına rağmen, bu genetik varyantlar uzun yaşama yetenekleriyle ilişkilendirildi.
3. Şerpa topluluğu
Nepal’in dağlık bölgelerinde yaşayan Şerpa topluluğu, zorlu coğrafi koşullarda yüzyıllardır genetik olarak izole kaldı. 400-600 yıl önce Tibet’ten Nepal’e taşınan Şerpa topluluğu, Everest Dağı’nın ünlü rehberleri olarak biliniyor. 2017 yılında BMC Genomics dergisinde yayımlanan bir çalışmada, Şerpa genomlarında, Nepal’in diğer topluluklarından gen akışına dair çok az kanıt bulundu. Genetikçiler, özellikle Şerpa’ların yüksek irtifalarda yaşam yeteneklerini incelediler. Nature Communications dergisinde 2014 yılında yapılan bir araştırma, bu yeteneklerin, Şerpa’ların genetik yapılarında evrimleşmiş benzersiz özelliklerle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
4. Papua Yeni Gineliler
Modern insanlık yaklaşık 50.000 yıl önce Yeni Gine’ye ulaştığında, o dönemde Asya’da ortaya çıkan ve artık soyu tükenmiş olan Denisovalılarla tanıştılar. Ancak bu ilk karşılaşmadan sonra, Papua Yeni Gine’deki topluluklar on binlerce yıl boyunca genetik olarak izole kaldılar, sadece kendi bölgelerinde değil, genellikle toplumun diğer bölgelerinden de.
2017 yılında Science dergisinde yayımlanan bir araştırma, bu izole bölgelerde yaşayan insanların genetik yapıları arasında büyük farklılıklar olduğunu ortaya koydu. Örneğin, dağlık alanlarda yaşayan toplulukların genleri, ova bölgelerinde yaşayan topluluklardan belirgin şekilde ayrışıyordu. 2024 yılında Nature Communications dergisinde yayımlanan başka bir çalışma ise, bu genetik farklılıkların Papua Yeni Gine’nin Denisovalılarla olan bağlantısından kaynaklandığını ve ova bölgelerinde yaşayan insanların enfeksiyonlarla daha etkili savaşabilmesi için genetik varyantlar taşıdığını gösterdi. Dağlık bölgelerde yaşayan toplulukların ise yüksek irtifalara uyum sağlamak için farklı genetik özelliklere sahip oldukları tespit edildi.
Kuzey Amerika’nın Arktik bölgesi, yaklaşık 6.000 yıl önce insanların yerleşmeye başladığı en son bölgelerden biriydi. İnuitler, yaklaşık yedi ya da sekiz yüzyıl önce Kanada’nın Quebec eyaletinin Nunavik bölgesine yerleşti. 2019 yılında Nunavik İnuitleri üzerinde yapılan bir genetik araştırma, bu topluluğun dış gruplarla çok az karıştığını ve bu izolasyonun, onların bazı benzersiz genetik varyantlara sahip olmasına yol açtığını gösterdi.
Özellikle, Nunavik İnuitlerinin genetik yapısı, çok az bitkisel kaynak bulabildikleri ve aşırı soğuk koşullarda hayatta kalmaları gereken bu iklimde, yağ ve protein metabolize etme yeteneklerinin arttığını yansıtıyor gibi görünüyor. Ancak araştırmacılar, bu izolasyonun aynı zamanda yüksek riskli beyin anevrizmalarına da yol açtığını buldu. Yani, bu topluluk genetik olarak normalden daha fazla anevrizma riski taşıyor.
6. Antioqueños
Kolombiya’nın Antioquia bölgesindeki Paisas veya Antioqueños olarak bilinen topluluk, genetik olarak izole olmuş bir grup olarak dikkat çekiyor. Bu topluluk, insanları erken yaşta Alzheimer hastalığına (AD) yakalanma riski altında bırakan nadir genetik varyantlara sahip.
Antioquia, başlangıçta küçük bir İspanyol erkek ve yerli kadın nüfusu tarafından kuruldu. 2006 yılında PNAS dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu topluluğun zamanla genetik olarak İspanyol erkeklerle eşleşmeye devam ettiğini, ancak yerli kadın veya erkeklerle eşleşmediklerini ortaya koydu. Bu durum, Antioqueños’u genetik olarak izole bir topluluk haline getirdi. Pek çok Antioqueño, 45 yaşında bilişsel bozukluklar ve 50 yaşında ise genellikle Alzheimer hastalığına yakalanma riski taşıyor, bu hastalık genellikle 65 yaş sonrasında ortaya çıkıyor. Ancak araştırmacılar, bu topluluğu inceleyerek gelecekte Alzheimer hastalığına karşı koruyucu antikorlar geliştirme umutlarını sürdürüyorlar.
7. Aşkenazi Yahudileri
Aşkenazi Yahudileri, Orta Doğu’dan Orta ve Doğu Avrupa’ya göç eden Yahudi topluluklarından biri. Haçlı Seferleri sonrası bu grupların büyük dalgalar halinde göç ettiği biliniyor. 2006 yılında American Journal of Human Genetics’te yayınlanan bir araştırma, bugün dünyada yaşayan yaklaşık 8 milyon Aşkenazi Yahudisi’nin yarısından fazlasının, genetik geçmişlerini yalnızca dört temel aileye kadar takip edebildiğini gösteriyor. 2022 yılında Cell dergisinde yayımlanan başka bir çalışma ise bu göçlerin yedi yüzyıl önce gerçekleştiğini ortaya koydu.
Göç eden bu gruplar, genetik havuzlarının daralması nedeniyle bazı kalıtsal sağlık sorunlarına daha yatkın hale gelebilir. Tay-Sachs hastalığı, Aşkenazi Yahudileri arasında daha yaygın bir genetik bozukluk. Bu hastalık, beyin ve omurilikle ilgili sorunlara neden oluyor ve dünya genelinde çok nadir görülmesine rağmen, Aşkenazi Yahudileri arasında her 3.500 çocuktan biri etkileniyor.
8. Finliler
Finlandiya, tarih boyunca nüfusunun birkaç kez daralıp büyüdüğü, izole bir coğrafi yapıya sahip bir ülke oldu. Bu izole yapısı ve nüfusun daralma dönemleri, belirli genetik varyantların daha sık görülmesini sağladı. Finliler, “Fin Hastalık Mirası” adı verilen bir veri tabanı oluşturdular. Bu veri tabanı, etnik Finler arasında sık görülen, epilepsi ve kas distrofisi gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açan çok sayıda çekinik genetik bozukluğu bir araya getiriyor. Öte yandan, Finler’in genetik yapısı bazı rahatsızlıkları daha nadir hale getiriyor. Örneğin, kistik fibroz ve fenilketonüri gibi hastalıklar, etnik Finlerde daha düşük sıklıkta görülüyor.
9. Tristan da Cunha
Güney Atlantik Okyanusu’nda yer alan Tristan da Cunha, dünyanın en izole yerleşimlerinden biri. Bugün, sadece yaklaşık 250 kişinin yaşadığı Britanya Denizaşırı Toprakları’na ait bir takımada. İlk yerleşimi 1816’da gerçekleştiğinde, nüfusu yalnızca 15 ila 28 kişiydi. Yani, Tristan genetik kurucu etkisinin tipik bir örneğiydi.
1960’larda yapılan araştırmalar, Tristan nüfusunda retinitis pigmentosa gibi kalıtsal bir göz hastalığının beklenenden daha yaygın olduğunu ortaya koydu. 2019’daki bir çalışma ise astımın, bu uzak bölgede anormal derecede yüksek olduğunu gösterdi. Genetik izolasyon yazımızın sonuna geldik.