Modern fal bakma yöntemlerinden çok önce, insanlar geleceği anlamaya yönelik farklı metodlar geliştirmişti. Eski çağlardan beri, özellikle hayvan kemikleri ve bağırsakları, kehanet ritüellerinde sıkça kullanılan malzemelerdi. Zamanla, bu yöntemlerin yerini hemen hemen her şey aldı: kitaplar, tavuklar, hatta peynir! Bu tür pratiklerin çoğu, Yunanca “kahin” veya “peygamber” anlamına gelen “-mancy” ekiyle adlandırıldı. İşte tarihte geleceği tahmin etmek için kullanılmış antik kehanet yöntemleri…
1. Hayvan bağırsakları (Hiyeromansi)
Antik kehanet yöntemleri arasında hayvan bağırsakları oldukça popülerdi. Antik Mezopotamya’da başlayıp Yunanistan ve Roma’ya kadar uzanan bu yöntemde, hayvanlar kurban edilir ve özellikle karaciğer gibi iç organlar, gelecekteki olaylar hakkında ipuçları bulmak için incelenirdi. Hatta bu yöntem, antik dünyanın en yaygın kehanet yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Ünlü Romalı hatip Cicero, De Divinatione adlı eserinde bu yöntemin popülerliğini şöyle açıklamıştı: “Hemen hemen herkes bağırsakları kullanarak kehanet yapar.”
Kehanet uzmanları, “extispices” veya “haruspices” olarak adlandırılırdı ve organların sağlığı, gelecek hakkında olumlu ya da olumsuz işaretler verirdi. Örneğin, sağlam bir karaciğer iyi bir alamet sayılırken, eksik bir lob veya kanlı bir doku felaketin habercisi olarak görülürdü. Etrüskler, bu yöntemin en usta uygulayıcılarındandı.
2. Kuşların davranışları (Ornitomansi)
Kuşların uçuşu, ötüşü ya da hareketlerini yorumlamak, kehanetin en eski yöntemlerinden biridir. Eski Yunanlılar için bu yöntem günlük yaşamın bir parçasıydı. Aristophanes’in Kuşlar adlı eserinde, kuşların rehberlik yeteneği mizahi bir şekilde övülmüştü. Romalılar ise kehanet için kutsal tavuklar kullanırdı. Eğer bir tavuk yemek yerken gagasından bir şey düşürürse, bu çok olumlu bir işaret sayılırdı.
Roma’da, “augur” adı verilen rahipler, sadece kuşları değil, aynı zamanda gök gürültüsü ve şimşek gibi doğal olayları da gözlemleyerek tanrıların mesajlarını çözmeye çalışırlardı. Kuşların davranışlarını yorumlama sanatı, tanrıların iradesini anlamanın bir yolu olarak görülürdü.
3. Kemikler (Piro-Osteomansi)
Antik Çin’de, hayvan kemikleri ve kaplumbağa kabukları kehanet için kullanılırdı. Özellikle Shang Hanedanlığı döneminde yaygın olan bu yöntemde, kemiklere sorular kazınır ve ardından özel bir ısıtma işlemi uygulanarak çatlaklar oluşturulurdu. Oluşan çatlaklar, sorulara cevap olarak yorumlanırdı. Örneğin, çatlakların şekli olumlu ya da olumsuz anlamlar taşıyabilirdi.
Bazı araştırmacılar, bu çatlakların erken Çin yazısının gelişimine katkıda bulunduğunu düşünüyor. Hatta, bu kehanet kemikleri günümüzde bilinen en eski Çin yazı örneklerini barındırıyor. İlginç bir şekilde, bu kemikler 20. yüzyılın başlarında yeniden keşfedilene kadar unutulmuştu. O dönemde “ejderha kemikleri” adıyla bilinir ve ilaç yapımında kullanılırdı. Benzer yöntemler, Kuzey Amerika ve Doğu Asya’da da görülmüş ve bazı yerlerde hala uygulanıyor olabilir.
Antik kehanet yöntemleri içinde belki hala kullanılan bir maddeye geldik. Bir kitap açıp, gözünüze çarpan ilk cümleden geleceği okumak kulağa nasıl geliyor? Bu yöntem, Yunanlılardan Romalılara, Orta Çağ Avrupası’ndan Müslüman dünyasına kadar pek çok medeniyette kullanılmış. En çok başvurulan kitaplar arasında İncil, Mezmurlar Kitabı, Kuran ve Romalı şair Virgil’in eserleri yer alıyordu. Hatta Virgil’in yazılarını kullanarak kehanette bulunma yöntemine özel bir isim verilmişti: Sortes Virgilianae.
Modern zamanlarda bu yöntem, fiziksel kitapların yerini internet ortamında pratik bir şekilde alabiliyor. Örneğin, rastgele bir dijital kitap açıp ilk cümleyi rehber olarak kabul edebilirsiniz. Hatta bazen kehanet için kitapları okumanız bile gerekmiyordu; Rusya’da insanlar ip kullanarak kitapları tavana bağlar ve sonra belirli isimler geçtiğinde kitapların hangi yöne doğru sallandığına dikkat ederlerdi. Salınımın yönü, gelecekteki bir eşin veya yıl içinde evlenecek kızların adını gösterebilirdi.
5. Tavuklar (Alectryomancy)
Tavukların sadece yumurta verdiğini sanıyorsanız, bir de geleceği tahmin etme yeteneklerinden bahsedelim! Antik dünyada, tavuklar belirli bir düzenle bırakılmış tahılları gagalarken bu hareketleri analiz edilirdi. Bir savaşın sonucunu ya da bir kişinin kaderini öğrenmek için kullanılan bu yöntem, özellikle Roma İmparatoru Valens döneminde oldukça popülerdi.
Alektriomancy’nin ünlü bir örneği İmparator Valens’in (MS 364-378) saltanatı sırasında gerçekleşti ve bir grup Romalı saray mensubu Valens’in halefinin adını öğrenmek isteyerek, bir daire çizip bölümlere harfler yerleştirdi ve her harfe tahıllar koydu. Tören sırasında tavuk, “T, H, E, O ve D” harflerine karşılık gelen tahılları gagaladı. Bu harfler, “Theodotus” adlı bir yetkilinin adını işaret ediyordu. Ancak, bu kehanetin sonunda hem Theodotus hem de diğer katılımcılar Valens’in öfkesinden kurtulamadı. Peki tavuk? Ne yazık ki onun akıbeti hakkında bir bilgi yok…
6. Peynir (Tiromancy)
Evet, yanlış duymadınız; peynir bile bir zamanlar geleceği görmek için kullanılmış! Özellikle Orta Çağ’da yaygın olan bu yöntem, peynirdeki deliklerin şekillerini yorumlamayı içeriyordu. Bir kalp şekli aşkı, harf benzeri şekiller ise isimleri gösterebilirdi.
Bazı köylerde genç kadınlar, taliplerinin isimlerini küçük peynir parçalarına yazıp, kimin peyniri ilk kalıpladığına bakarlardı. Bu kişi, gelecekteki eş olarak kabul edilirdi. Ancak Yunan kahin Artemidorus bu yönteme pek güvenmiyordu. Ona göre peynirden kehanet yapanlar “sahte kahinler” listesindeydi.
7. Eritilmiş mum (Ceromancy)
Mumun sıcaklığı kadar büyüleyici bir diğer yönü de, erimiş halinin suya döküldüğünde oluşturduğu şekillerdi. Antik ve Orta Çağ Avrupası’nda, kahinler bu şekilleri yorumlayarak geleceği okurdu. Mum eriyiği soğuk suya dökülür, oluşan figürler dikkatle incelenirdi.
Benzer bir yöntem olan molibdomancy, kurşun kullanılarak yapılırdı. 19. yüzyılda İrlanda’da, genç kadınlar gelecekteki eşlerinin mesleğini öğrenmek için küçük bir kurşun parçasını yastıklarının altına koyar, ertesi gün bu kurşunu eriterek suya dökerdi. Oluşan şekil, gelecekteki eşin mesleğini temsil ederdi: bir gemi, denizciyi; bir kitap, papazı sembolize edebilirdi.
8. Sözlerle gelen işaretler (Kledonomancy)
Antik Yunan ve Roma döneminde, tesadüfen duyulan bir söz, sıradan bir olaydan çok daha fazlasını ifade edebilirdi. Kledonomancy, rastgele duyulan kelimelerden veya cümlelerden kehanet çıkarma sanatıdır. Bu yöntem hem özel ritüellerle hem de günlük yaşam için de kullanılabiliyordu.
Cicero’nun De Divinatione adlı eserinde anlattığı bir hikaye buna harika bir örnek. Romalı general Lucius Paulus, ordusunu Makedonya Kralı Perseus’a karşı savaşa hazırlarken bir akşam evine döner. Kızı Tertia’nın üzgün olduğunu fark eder ve nedenini sorar. Tertia’nın cevabı şudur: “Ah baba, Persa öldü.” Persa, aslında küçük kızın köpeğinin adıydı. Ancak general, bu sözü Perseus’un yenileceğine dair bir işaret olarak yorumladı ve gerçekten de savaşı kazandı.
Yunan kahinleri de bu yöntemi kullanırdı. Örneğin, Pharai’deki Hermes tapınağında insanlar, tanrının heykelinin kulağına sorularını fısıldar, ardından uzaklaşıp rastgele duydukları ilk sözü bir işaret olarak yorumlarlardı. Bu, hem basit hem de son derece mistik bir ritüeldi.
Rusya’da kehanetler, özellikle strashyne olarak bilinen ve Yeni Yıl’dan sonraki “korkulu” günlerde popülerdi. Bu dönemlerde, gece yarısından sabahın erken saatlerine kadar yapılan kehanetlerin daha etkili olduğuna inanılırdı.
Bir yöntem de “kase altı şarkıları” idi. İnsanlar, yüzüklerini ve kişisel eşyalarını bir kaseye koyar, ardından servet (zenginlik), bekarlık veya ölüm gibi temalara karşılık gelen özel şarkılar söylerdi. Kasedeki nesneler şarkının hangi kıtasına denk gelirse, kişinin geleceği buna göre yorumlanırdı.
Kaluga bölgesindeki bir versiyonda, genç kızlar bir kuyudan su alır, evlenmek istedikleri kişinin adını anarak bu suyu bir kaseye dökerdi. Kaseye yüzük, kömür ve haç eklenir ve dul bir kadına çalkalatılırdı. Sonunda, her şarkı kıtasından sonra bir yüzük seçilir ve kehanet yapılırdı.
10. Ringa balığı yağı
Antik kehanet yöntemleri yazımızın sonuna geldik. 19.yüzyılda Belfast’ta, kadınlar, ringa balığının yağlı zarlarını kullanarak gelecekteki eşlerinin özelliklerini tahmin ediyordu. Balığın omurgasının altındaki yapışkan zar, duvara fırlatılır ve şekline göre yorumlanırdı. Örneğin, zar düz duruyorsa eşin düzgün karakterli, eğri ise biraz daha “sorunlu” biri olacağı düşünülürdü.
Bu uygulama İskoçya’da da benzer şekilde yapılırdı. 1824 tarihli Gallovidian Ansiklopedisi bu durumu şöyle yazıyor:
“Eğer zar dik durursa, evleneceğin adam da öyle dik olur. Eğer eğri durursa, o da öyle eğri olur.”