Alexander Graham Bell, modern iletişimin devrim niteliğindeki mucidi olarak herkesin hafızasında yer etmiş bir isim. Ancak, bu büyük bilim insanının hayatı sadece telefonun icadı ile sınırlı değil; onun hikayesi, ilginç olaylar, unutulmaz anılar ve pek çok şaşırtıcı detaya sahip. Bell’in hayatına dair bildiklerinizin ötesinde keşfetmeye değer pek çok gizemli yön var. Belki de hiç düşünmediğiniz, belki de hiç duymadığınız bazı gerçekler, Bell’in sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda sıra dışı bir vizyoner ve hayatı boyunca hep ileriye bakan bir lider olduğunu gözler önüne seriyor. İşte Alexander Graham Bell hakkında bilmediğiniz 10 ilginç gerçek!
1. Bell aslında İskoçya’dan Amerika’ya taşınan bir göçmendi
Bugün Amerika’nın en ünlü mucitlerinden biri olarak bilinse de Bell aslında İskoçya doğumluydu! 3 Mart 1847’de Edinburgh’da dünyaya geldi. Çocukluğunu ve gençliğini İskoçya’da ve Londra’da eğitim alarak geçirdi. Ancak, 1870’te henüz 23 yaşındayken ailesiyle birlikte Kanada’ya göç etti.
Bu büyük taşınmanın ardından, Bell bir yıl bile geçmeden Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşti ve Boston Sağırlar Okulu’nda öğretmenlik yapmaya başladı. Burada, sağır bireylere sesleri ve konuşmayı öğretmeye yönelik çalışmalar yürüttü. Telefonu icat etmesiyle adını dünyaya duyuran Bell, 1882’de resmen Amerikan vatandaşı oldu. Yani, Amerika’nın en ünlü mucitlerinden biri aslında İskoçya’dan göç eden biriydi!
2. “Graham” ismi doğum günü hediyesiydi
Alexander Graham Bell’in adı kulağa oldukça havalı geliyor, değil mi? Ancak ilginçtir ki, Bell aslında ikinci adı olan “Graham” ile doğmadı! Onun gerçek adı yalnızca Alexander Bell idi. Ama çocukken kendisine ait bir ikinci isim istemeye başladı.
Belki de babası ve büyükbabası da “Alexander” olduğu için kendini farklı hissetmek istiyordu. Ne olursa olsun, bu isteği sonunda gerçekleşti! 11. doğum gününde babası, ailelerinin pansiyonunda kalan eski bir öğrencisi olan Alexander Graham’ın onuruna oğlunun bu ismi almasına izin verdi. İşte bu şekilde, “Graham” adı resmi olarak Bell’in hayatına girmiş oldu!
3. Annesi ve eşi işitme engelliydi
Bell’in hayatındaki en büyük motivasyon kaynaklarından biri ailesiydi ve bu özellikle işitme engelli insanlara karşı ilgisini ve bağlılığını belirledi. Annesi, çocukluk yıllarında geçirdiği bir hastalık sonucu neredeyse tamamen sağır oldu ve duymak için kulak trompeti kullanmak zorunda kaldı. Bell, onun alnına yakın bir şekilde konuşarak ses titreşimlerini hissetmesini sağlıyordu.
Ailesinde konuşma terapistleri de vardı! Babası ve büyükbabası, ses eğitimi üzerine çalışıyordu ve Bell de doğal olarak bu işe ilgi duymaya başladı. Babasıyla birlikte işitme engellilere sesleri öğretmeyi amaçlayan “Görünür Konuşma” adlı bir sistem geliştirdi.
Ancak, Bell’in hayatındaki tek işitme engelli kişi annesi değildi! Gelecekteki eşi Mabel Hubbard, kızıl hastalığı nedeniyle çocukken tamamen işitme yetisini kaybetmişti. Bell, 1873’te Boston Üniversitesi’nde ses fizyolojisi profesörü olarak ders verirken Mabel ile tanıştı. İkili zamanla yakınlaştı ve 1877’de evlendi. Bell’in işitme engellilere duyduğu ilgi ve geliştirdiği projeler, büyük ölçüde ailesinin ve eşinin yaşam deneyimlerinden etkilenmişti!
4. Telefon patenti yüzünden kendisine 600’den fazla dava açıldı
Bir icat yaptınız ve dünyayı değiştirdiniz… Ama ne yazık ki işler o kadar kolay değil! Bell, telefon patentini almak için başvurduğunda, başka mucitler de benzer teknolojiler üzerinde çalışıyordu.
Rakibi Elisha Gray, telefon benzeri bir cihaz üzerinde çalıştığını 14 Şubat 1876’da duyurdu, ancak Bell patent başvurusunu ondan birkaç saat önce yapmayı başardı! Bu küçük zaman farkı, tarihin akışını değiştiren bir detay oldu.
7 Mart 1876’da Bell, telefon için ilk ABD patentini aldı. Üç gün sonra, meşhur ilk telefon çağrısını gerçekleştirdi ve asistanı Thomas Watson’a şu efsanevi sözleri söyledi:
“Bay Watson, buraya gelin, size ihtiyacım var.”
Ancak iş burada bitmedi! Bell’in patenti o kadar büyük bir olay haline geldi ki, ona karşı tam 600’den fazla dava açıldı! Beş tanesi ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar gitti. Ancak, uzun süren yasal mücadeleler sonunda mahkeme Bell’in patent hakkını onayladı. Bu, Amerikan tarihindeki en uzun patent savaşlarından biri olarak kayıtlara geçti!
5. Kablosuz telefonun temellerini attı
Günümüzün kablosuz telefonları ve cep telefonları Bell’in hayalini kurduğu şeylerdi! Aslında, telefonun icadıyla yetinmeyen Bell, daha büyük bir fikir geliştirdi: “Fotofon!”
1880’de patenti alınan bu icat, konuşmaları ve sesleri ışık huzmeleriyle iletmeyi amaçlıyordu! Bell, fotofonun icadını telefonun bile önüne koyarak şöyle dedi:
“Şimdiye kadar yaptığım en büyük icat; telefondan bile daha büyük!”
Bell, fotofonun özellikle denizcilerin kıyıyla iletişime geçmesini ve savaş zamanlarında telgraf hatları kesildiğinde haberleşmeyi sağlamasını hayal etti. Ancak o dönemin teknolojisi, bu icadı tam anlamıyla kullanışlı hale getirmek için yeterli değildi. Fotofon’un fikri, ancak fiber optik teknolojisinin gelişmesiyle 20. yüzyılda ticari olarak hayata geçirilebildi.
Yani, Bell’in vizyonu çok ilerideydi! Bugün ışıkla veri iletimini sağlayan fiber optik kabloların temelinde, Bell’in 1880’de geliştirdiği bu fikir yatıyor. Alexander Graham Bell hakkında gerçekler listemize devam ediyoruz.
6. Eski ABD Başkanı James Garfield’ın hayatını kurtarmak için metal dedektörünü icat etti
Tarih 2 Temmuz 1881. ABD Başkanı James Garfield bir suikasta uğradı ve vücuduna saplanan mermi doktorları çaresiz bıraktı. O dönemde tıbbi teknoloji oldukça ilkel olduğundan, doktorlar sterilize edilmemiş elleri ve aletleriyle mermiyi aramaya çalıştı. Sonuç? Başkanın durumu her geçen gün daha da kötüleşti.
İşte tam bu noktada sahneye Bell çıktı! Ona göre, “bilimin bu barbarca yöntemi aşması gerekiyordu!” Derhal elektromanyetik prensiplere dayanan bir metal dedektörü geliştirdi. Ancak işler umduğu gibi gitmedi.
Başkanın yatağındaki çelik yaylar, cihazın çalışmasını engelledi. Üstelik başkanın doktoru, yalnızca vücudunun sağ tarafını taramalarına izin verdi. Talihsizlikler üst üste geldi ve Bell mermiyi tespit edemedi. Garfield, 19 Eylül’de hayatını kaybetti. Sonrasında anlaşıldı ki, mermi sol tarafta kalmıştı.
Bu başarısızlığa rağmen Bell’in icadı, gelecekteki metal dedektörlerinin temelini attı!
7. Helen Keller, otobiyografisinde Bell’i “beni karanlıktan aydınlığa geçiren adam” olarak tanımladı
Bell, yalnızca icatlarıyla değil, sosyal duyarlılığıyla da tarihe geçti. İşitme engellilerle ilgili yaptığı çalışmalar, onu 6 yaşındaki Helen Keller ile buluşturdu.
Helen, 19 aylıkken geçirdiği hastalık nedeniyle ne duyabiliyor ne de görebiliyordu. Ailesi, çaresizlik içinde Bell’den yardım istedi. Bell, onları Boston’daki Perkins Körler Okulu’na yönlendirdi. İşte burada, Helen’in kaderini değiştirecek kişiyle tanışmaları sağlandı: Anne Sullivan!
Anne, Helen’e Braille alfabesiyle okumayı, yazmayı ve hatta konuşmayı öğretti! Helen Keller, otobiyografisinde Bell’i “beni karanlıktan aydınlığa geçiren adam” olarak tanımladı. İkili, Bell’in hayatının sonuna kadar dost kaldı.
8. Hız rekorları kıran bir tekne tasarladı
Bell’in bilim aşkı sadece telefon ve ses dalgalarıyla sınırlı değildi. 1890’larda havacılıkla ilgilenmeye başladı ve insan taşıyan dev uçurtmalar bile tasarladı! Ama asıl sürpriz? Hızlı giden tekneler yapma tutkusuydu!
Sudan havalanabilen uçak hayali, onu hidrofil tekneler (kanatlı sürat tekneleri) tasarlamaya yönlendirdi. Bell’in HD-4 modeli, 1919’da saatte 70 milin (yaklaşık 113 km) üstüne çıkarak dünya rekoru kırdı!
Bu hız, o dönemin teknolojisine göre inanılmazdı ve rekoru tam on yıldan fazla süre boyunca kırılamadı!
9. Öldüğü zaman Kuzey Amerika’daki telefonlar 1 dakika boyunca susturuldu
Alexander Graham Bell, 2 Ağustos 1922’de Nova Scotia’daki yazlık evinde hayata veda etti. Ama işin en etkileyici kısmı, ölümünden iki gün sonra yaşandı! Bell’in cenazesi sırasında, ABD ve Kanada’daki 13 milyon telefon tam bir dakika boyunca susturuldu!
60.000 telefon operatörü, hiçbir çağrıyı bağlamayarak Bell’e saygı duruşunda bulundu. Koca kıtanın telefon şebekesi bir dakikalığına sessizliğe gömüldü. Bu, bir mucide verilen en etkileyici veda törenlerinden biri olarak tarihe geçti!
Alexander Graham Bell hakkında gerçekler yazımızın sonuna geldik. Bugün bir yerde desibel (dB) terimini duyduğunuzda, aslında Bell’in mirasının hâlâ yaşadığını bilin! 1920’lerde, Bell’in ses bilimine katkılarını onurlandırmak için ses dalgalarının ölçüm birimi “bel” olarak adlandırıldı. Ancak “bel” biraz büyük bir ölçü birimi olduğu için, onun onda biri olan desibel (dB) yaygın olarak kullanılmaya başlandı.