Tam 63 yıldır uyumadığını söyleyen bir adam düşünün. Ne bir gece deliksiz uyku, ne kısa bir şekerleme, ne de göz kapaklarının ağırlaştığı o tanıdık his… Tıp dünyasının “imkânsız” dediği bir durumun tam ortasında yaşayan bir insan. Vietnam’ın kırsalında, sade bir hayat süren bu adamın hikâyesi yıllardır kulaktan kulağa dolaşıyor; ancak son dönemde yeniden gündeme gelmesiyle birlikte bilim insanları bir kez daha aynı soruyla karşı karşıya: Bir insan gerçekten onlarca yıl hiç uyumadan yaşayabilir mi? Bu sıra dışı iddianın sahibi, Vietnam’da yaşayan 81 yaşındaki çiftçi Thai Ngoc. 1960’lı yılların başında geçirdiği yüksek ateşli bir hastalıktan sonra bir daha asla uyuyamadığını söyleyen Ngoc, tam 63 yıldır gözlerini uyku için kapatmadığını iddia ediyor. Üstelik bu süreçte hayatına normal şekilde devam ettiğini, tarlada çalıştığını ve günlük işlerini sürdürdüğünü anlatıyor. İşte hem şaşkınlık hem de şüphe uyandıran o gizemli vaka…
Thai Ngoc bir sabah uyandığını ve bir daha asla uyuyamadığını söylüyor. Ngoc’un anlattığına göre her şey 1962 yılında geçirdiği yüksek ateşli bir hastalıkla başlamış
Hastalıktan fiziksel olarak iyileşmişti ancak o günden sonra geceleri gözlerini kapatsa bile uykuya dalamıyordu. Başta geçici bir durum olduğunu düşündü. Günler geçti, haftalar geçti ama değişen bir şey olmadı. Aylar sonra artık bunun kalıcı bir durum olabileceğini anlamaya başladı. Ona göre o günden bu yana tek bir dakika bile uyumadı.
Bu iddia, insan fizyolojisi düşünüldüğünde başlı başına bir paradoks. Çünkü bilimsel verilere göre insan vücudu uzun süreli uykusuzluğa dayanamaz. Birkaç gün süren uykusuzluk bile ciddi bilişsel bozulmalara, halüsinasyonlara ve fiziksel çöküşe yol açabiliyor. Ancak Ngoc, yıllardır geceleri sadece dinlendiğini ama asla uykuya geçmediğini söylüyor.
Ngoc’un hikâyesini daha da ilginç kılan şey ise günlük yaşamını sürdürebildiğini iddia etmesi. Gündüzleri çiftçilik yapıyor, ağır fiziksel işlerde çalışıyor
Geceleri ise yatağa gitmek yerine çoğu zaman dışarı çıkıp ay ışığında dolaştığını ya da ev işlerine yardım ettiğini anlatıyor. Yani klasik bir “uykusuzluk krizi” tablosundan çok, sürekli uyanık bir yaşam döngüsü tarif ediyor.
Yakın çevresi de onun geceleri uyumadığını doğruluyor. Ailesi, yıllardır onu horlarken ya da derin uykudayken görmediklerini söylüyor. Ancak burada kritik nokta şu: Modern tıbbın kontrolünde, uzun süreli ve detaylı bir uyku laboratuvarı testinden geçtiğine dair net bir veri bulunmuyor. Bu da iddiayı hem büyüleyici hem de tartışmalı kılıyor.
Bilim neden bu iddiaya şüpheyle yaklaşıyor?
Uyku, beynin ve bedenin kendini onarması için hayati bir süreç. Hafıza pekiştirme, hormon dengesi, hücresel yenilenme ve bağışıklık sistemi düzeni gibi pek çok temel işlev uyku sırasında gerçekleşiyor. Literatürde ölümcül ailesel uykusuzluk gibi nadir hastalıklar var; ancak bu vakalarda bile hastalar tamamen uykusuz kalmıyor, aksine ciddi nörolojik yıkım süreci yaşıyor.
Ngoc’un durumunda ise 60 yılı aşkın süredir süren bir “tam uykusuzluk” iddiası var. Uzmanlara göre burada iki olasılık öne çıkıyor: Ya kişi mikro-uykular yaşıyor ve bunun farkında değil ya da uyku süresi son derece yüzeysel ve kısa olduğu için “hiç uyumuyorum” şeklinde algılıyor. İnsan beyni, saniyeler süren mikro uyku evrelerine girebilir ve kişi bunun bilincinde olmayabilir. Eğer durum buysa, Ngoc aslında tamamen uykusuz değil; sadece klasik uyku deneyimini yaşamıyor olabilir.
Ngoc’un hikâyesi yerel basında yıllardır yer alıyor; son dönemde uluslararası medyada da yeniden gündeme geldi
Haberler yayıldıkça insanlar ikiye bölündü. Bir kesim bunun insan bedeninin sınırlarını zorlayan mucizevi bir durum olabileceğini düşünürken, diğer kesim bilimsel kanıt olmadan bu iddianın kabul edilemeyeceğini savunuyor.
Gerçek şu ki, bu vaka resmi ve uzun süreli nörolojik gözlemlerle detaylı biçimde belgelenmediği sürece kesin bir sonuca varmak zor. Ancak yine de bir gerçeği hatırlatıyor: İnsan bedeni hâlâ tam anlamıyla çözülmüş değil ve istisnai vakalar bilim dünyasını her zaman şaşırtmaya devam ediyor.