Ana sayfa » Tarih » The Conjuring Filmine İlham Kaynağı Olan Perron Ailesinin Tüyler Ürperten Gerçek Hikayesi
The Conjuring Filmine İlham Kaynağı Olan Perron Ailesinin Tüyler Ürperten Gerçek Hikayesi
2013 yılında izleyicileri koltuğa mıhlayan The Conjuring, 1970'lerin başında Rhode Island'da yaşanmış olduğu iddia edilen ve gerilimi Hollywood senaryolarını aratmayan bir aile dramını anlatıyor.
Perron ailesinin hikayesi 1971 yılında Rhode Island’ın Harrisville kasabasında başlayan ve bugün hâlâ tartışılmaya devam eden ürpertici bir aile deneyimine odaklanır. İlk bakışta sıradan bir taşınma hikayesi gibi görünen bu olaylar zinciri, kısa süre içinde açıklanması güç sesler, beklenmedik davranışlar ve evin geçmişinden gelen karanlık izlerle bambaşka bir boyuta taşındı ve hatta günümüze kadar gelerek filmleştirildi. Sinema perdesinde anlatılanların ötesinde, Perron ailesinin hikayesi ve yaşadıkları, korkunun, belirsizliğin ve insan zihninin sınırlarında dolaşan bir hikaye olarak dikkat çekiyor. Hadi gelin Perron ailesi gerçek hikayesi neymiş detaylara birlikte bakalım.
The Conjuring filmine ilham kaynağı olan Perron ailesinin hikayesi, 1971 yılında Rhode Island eyaletinin Harrisville kasabasına uzanan oldukça karmaşık bir süreçle başlıyor
Roger ve Carolyn Perron çifti, beş kızlarıyla birlikte 14 odalı eski bir çiftlik evine taşındığında, burayı huzurlu bir aile yuvasına dönüştürmeyi hayal ediyordu. Ancak eve yerleşmelerinin ardından yaşananlar, bu hayalin kısa sürede gölgelenmesine neden oldu. İlk günlerde yaşananlar oldukça küçük ve önemsiz gibi görünen ayrıntılardı.
Eşyaların yer değiştirmesi, evin sessiz anlarında duyulan açıklanamayan sesler ve mutfakta kendiliğinden oluşan dağınıklıklar, ailenin dikkatini çekmeye başladı. Zamanla bu tuhaflıklar artış gösterdi ve özellikle Carolyn üzerinde yoğunlaşan bir baskı hissi oluştu. Ev, sanki kendi kuralları olan canlı bir yapı gibi davranıyordu. Perron ailesi için bu dönem, sıradan bir taşınma hikayesinden çıkıp belirsizlik ve korku dolu bir sürecin başlangıcı haline geldi.
Yaşanan olayların şiddeti arttıkça Perron ailesi, dönemin en tanınmış paranormal araştırmacılarından Ed ve Lorraine Warrena başvurdu
Adı sıkça duyulan bu çift, Amerika genelinde iblisler ve ruhlarla ilgili vakaları incelemeleriyle ün kazanmıştı. Ed Warren, askeri geçmişi ve polislik deneyiminin ardından kendisini şeytanbilim alanına adamış bir araştırmacıydı. Lorraine Warren ise doğaüstü varlıklarla iletişim kurabildiğini ifade eden bir medyum olarak tanınıyordu. 1950li yıllarda kurdukları New England Psişik Araştırma Derneği, onları bölgenin en bilinen hayalet avcıları arasına taşıdı.
Perron ailesinin yaşadığı ev, Warren’lar için karmaşık ve yoğun bir vaka olarak değerlendirildi. Yapılan incelemelerde evde birden fazla varlığın bulunduğu düşünülüyordu. Bazılarının zararsız, bazılarının ise son derece huzursuz olduğu aktarılıyordu. Warren çifti, yaşanan olayların gerçekliğini savunarak bunların psikolojik bir yanılgıdan öte olduğunu dile getirdi. Bu yaklaşım hem destekleyenleri hem de eleştirenleri beraberinde getirdi ve Perron vakası yıllar boyunca tartışmaların merkezinde yer aldı.
Perron ailesi yaşadıkları olayların kaynağını anlamaya çalışırken, evin tarihini araştırmaya başladı
İşte bu bölüm, hikâyenin en karmaşık noktalarından birisi. Araştırmalar sonucunda, mülkün yüzyıllar boyunca aynı aileler arasında el değiştirdiği ve birçok trajik olaya sahne olduğu anlaşıldı. Çocuk ölümleri, ani kayıplar ve açıklanamayan intihar anlatıları, evin karanlık bir geçmişe sahip olduğu düşüncesini güçlendirdi. Bu anlatıların merkezinde zamanla Bathsheba Sherman adı ön plana çıktı. On dokuzuncu yüzyılda bölgede yaşamış olan bu kadının, çevresinde korku uyandıran söylentilerle anıldığı biliniyordu. Bir çocuğun ölümüyle ilişkilendirilmiş, ancak resmi olarak suçlanmamıştı.
Perron ailesi, yaşadıkları baskının bu ruhla bağlantılı olduğuna inanıyordu. Yıllar sonra yapılan açıklamalarda ise bu yorumun değiştiği görüldü. Bazı anlatılara göre evdeki asıl huzursuzluğun kaynağı Bathsheba yerine farklı bir kadın figürüydü. Hatta daha sonraki ev sahipleri, bu ruhlardan birinin uyarıcı ve koruyucu bir rol üstlendiğini ileri sürdü. Bu çelişkili bilgiler, olayların net bir çerçeveye oturtulmasını zorlaştırdı.
Warren’ların Perron evindeki çalışmaları sırasında en dikkat çekici anlardan biri ruh çağırma seansı oldu
İddiaya göre seans sırasında Carolyn Perron kontrolünü kaybederek farklı bir kişiliğe büründü. Anlaşılması güç sözler söylediği, fiziksel olarak bulunduğu yerden yükseldiği ve ortamda büyük bir panik yaşandığı anlatıldı. Bu deneyim, Roger Perron için bir kırılma noktası oldu. Eşinin sağlığı konusunda ciddi endişeler duyan Roger, araştırmacıların evden ayrılmasını istedi.
Film uyarlamasında görülen dramatik sonun aksine, gerçek hikayede resmi bir şeytan çıkarma ayini yapılmadı. Aile, maddi koşullar nedeniyle birkaç yıl daha evde yaşamayı sürdürdü. Zamanla olayların şiddetinin azaldığı ve 1980 yılına gelindiğinde tamamen durduğu ifade edildi. Perron ailesi evi terk ettiğinde geride, kesin bir sonuca ulaşmamış sayısız soru bıraktı.