Homeros’un Odysseia’sı, yalnızca Antik Yunan edebiyatının değil, dünya tarihinin en büyük hikâyelerinden biri olarak kabul edilir. Binlerce yıl önce kaleme alınmış bu destan, hâlâ yeni nesilleri peşinden sürükleyebiliyorsa, bunun sebebi sadece kahramanı Odysseus’un maceraları değildir. İçinde kayboluş, eve dönüş, sadakat, mücadele, kurnazlık, aşk ve kayıp gibi insanlığın değişmeyen evrensel temaları vardır. Bu yüzden her dönemde, her kuşak bu hikâyeyi kendi dilinde, kendi kültüründe yeniden anlatmak istemiştir. Sinema ve televizyon da elbette bu büyüden payını aldı. 1950’lerin klasik yapımlarından 1990’ların televizyon dizilerine, 2018’deki modern yorumlardan 2024’ün taptaze “Dönüş” filmine kadar birçok uyarlama karşımıza çıktı. Kimi birebir metne sadık kaldı, kimi ise farklı yorumlarla destanı günümüze taşımaya çalıştı. Ama hepsinde ortak bir nokta vardı: Homeros’un yarattığı o ölümsüz hikâyeye bir selam göndermek. İşte Odisseia uyarlaması yapımlar…
6. Ulysses: A Dark Odyssey (2018)
“Ulysses: A Dark Odyssey”, kulağa çok güçlü bir fikir gibi gelen ama uygulamada maalesef hayal kırıklığı yaratan bir uyarlama. Hikâye, savaş sonrası hafızasını kaybetmiş bir askerin etrafında dönüyor. Bu asker, yalnızca karısı Penelope’yi hatırlıyor ama onun kayıp olduğunu fark ediyor. Onu bulabilmek için ise “Avrupa Birleşik Devletleri” denilen hayali bir coğrafyadaki Taurus Şehri’nde karanlık bir yolculuğa çıkıyor.
Kulağa fena gelmiyor değil mi? Ama işte problem şu: film bu güçlü potansiyeli asla yerine getiremiyor. Oyunculuklar zayıf, kurgu dağınık, senaryo basit kalıyor. Sadece görüntü yönetmenliği biraz olsun yüzünüze “hadi ya, en azından burası iyiymiş” dedirtebiliyor. İşin acı tarafı, filmde aslında büyüleyici bir şeyler çıkarılabilecek malzeme var. Ancak beklentiyi karşılamayınca, kötü tarafları gözünüze çok daha keskin görünüyor. Özetle, büyük bir fırsat heba edilmiş diyebiliriz.
5. The Odyssey (1992)
Şimdi gelelim çok daha farklı bir uyarlamaya. 1992 yapımı “The Odyssey”, tam bir televizyon klasiği. Bu kez, uyarlama ile orijinal hikâyeden esinlenme arasında gidip gelen bir çizgi tutturuyor. Hikâye şöyle: Jay Ziegler adında genç bir çocuk komaya giriyor ve kendisini “Aşağı Dünya” adında bir rüya evreninde buluyor. Buradan çıkabilmesi için Homeros’un destanına benzer bir yolculuğa çıkması gerekiyor. Yani aslında kahramanımız, mitolojik bir macerayı kendi modern dünyasından kopup deneyimliyor.
Bu versiyonu özel kılan şeylerden biri, çocuklara da hitap etmesi. Hem gençler hem de yetişkinler izleyebiliyor. Warren Easton ve Paul Vitols’un yarattığı bu dizi üç sezon boyunca sürdü ve karakterlerin gelişmesine bolca alan tanıdı. Çizgisi daha neşeli, daha renkli ama yine de orijinal hikâyeye saygı duyan bir yapım. İşte bu yüzden, “The Odyssey” uyarlamaları arasında ayrı bir yere sahip. Özellikle de genç izleyicileri Homeros’un dünyasına eğlenceli bir şekilde bağlamayı başardığı için hâlâ özel kabul ediliyor.
4. Ulysses (1954)
Sırada siyah-beyaz dönemin ağır toplarından biri var: 1954 yapımı “Ulysses”. Adı Ulysses olsa da aslında Homeros’un destanını birebir takip eden bir film. Yani öyle yan hikâyelerle veya yeni yorumlarla uğraşmıyor. Olduğu gibi, destanı perdeye aktarıyor.
Evet, görüntüler bugünün gözünden biraz eski görünebilir. Ama işte tam da bu “eski” havası, filme inanılmaz bir otantiklik katıyor. Sanki Antik Yunan’dan gelen o kadim ruhu, 50’lerin sinema diliyle birebir yaşıyorsunuz. Başrolde Kirk Douglas var ve kahraman “Odysseus” yerine “Ulysses” olarak anılıyor. Aslında bu da ilginç bir tercih.
Bu filmi ilginç kılan şey, doğruluğu. İzlerken “hah, işte Homeros’un yazdığı bu!” diyorsunuz. Ama işte tam da bu noktada biraz sıkıntı var: Çünkü kendi yorumunu katmadığı için diğer uyarlamalara kıyasla daha az akılda kalıcı olabiliyor. Yine de, tarihe sadık kalmak isteyenler için kıymetli bir yapım.
Homeros’un destanı öyle kısa bir hikâye değil, biliyorsunuz. 24 bölümden oluşan devasa bir eser. Bu yüzden yıllardır hep şu konuşulur: “Acaba biri çıkıp da bu hikâyeyi Christopher Nolan gibi çekecek olsa üç saatten aşağıya iner mi?” İşte 1997 yapımı “The Odyssey” bu sorunun önüne kurnazca geçti. Uzun metni tek bir filme sıkıştırmak yerine, hikâyeyi bir mini diziye uyarladı.
Başrolde Odysseus rolünde Armand Assante var ve bu yapım, Homeros’a inanılmaz derecede sadık. Öyle ki 1954’teki “Ulysses” kadar, belki ondan da fazla birebir. Görsel efektlerin çoğu bilgisayarla değil, pratik yöntemlerle yapılmış. Düşünün, o yıllarda bile tepegöz, Scylla gibi mitolojik yaratıkları ekranda inandırıcı kılmayı başarmışlar. Yönetmen Andrei Konchalovsky ise hikâyeyi tutarlı ve seyirlik hâle getirmede büyük iş çıkarıyor.
Kısacası bu versiyon, “kitaptan uyarlama nasıl yapılmalı?” sorusuna verilebilecek en iyi cevaplardan biri. Hatta bugün bile birçok uyarlamaya örnek gösterilebilecek sağlam bir iş olarak tarihteki yerini koruyor. Odisseia uyarlaması yapımlar yazımıza devam ediyoruz.
2. Odissea (1968)
Gelelim belki de en özel uyarlamaya: 1968 yapımı “Odissea”. Eğer “Zamanının çok ötesinde bir televizyon projesi var mı?” derseniz, işte bu mini dizi tam olarak öyle. Yönetmen koltuğunda Franco Rossi, Mario Bava ve Piero Schivazappa var; üç büyük isim bir araya gelmiş ve ortaya sekiz bölümlük devasa bir proje çıkarmışlar.
Buradaki güzellik şu: Sekiz bölüm, hikâyenin her bir parçasına derinlemesine odaklanma imkânı sunuyor. Yani hem kahramanın yolculuğunu hem de yan karakterlerin hikâyelerini sindire sindire görebiliyorsunuz. Ayrıca Avrupa’da çekildiği için mekânlar da gerçekçi bir şekilde Antik Yunan atmosferini yansıtıyor. Bu da diziyi hem görsel hem de ruhsal açıdan “doğru yerde” hissettiriyor.
Sonuç? “Odissea”, hâlâ birçok kişi tarafından “Odysseia uyarlamalarının zirvesi” olarak kabul ediliyor. Hem kapsamı hem de işlenişiyle bu destanı ekrana taşımada altın standart olmuş durumda.
1. Dönüş (The Return, 2024)
Odisseia uyarlaması yapımlar yazımızın sonuna geldik. “The Return”, yani “Dönüş”. Başrollerde Ralph Fiennes (evet, Voldemort olarak tanıdığınız ama burada bambaşka bir ihtişam sergileyen Ralph Fiennes), Juliette Binoche ve Charlie Plummer var.
Bu film diğerlerinden ayrılıyor çünkü Homeros’un dev destanının tamamını değil, yalnızca son bölümünü anlatıyor. Yani Odysseus’un yıllar sonra evine döndüğü, karısını geri kazanmak için plan yaptığı ve taliplerle hesaplaştığı bölüm. Hatta, orijinal hikâyedeki en dokunaklı anlardan biri olan, köpeğinin onu görüp huzurla ölmesi sahnesini bile filme dahil etmişler. İşte bu detay, filmin hikâyeye gösterdiği özeni gösteriyor.
Yönetmen Uberto Pasolini, bu son perdeye öyle bir odaklanmış ki, izleyiciye epik bir finalin hakkını sonuna kadar veriyor. Ralph Fiennes’in performansı da cabası. Yaşlı bir Odysseus’u öyle güçlü ve ikna edici oynamış ki, adeta “işte, gerçek kral budur” dedirtiyor. Tüm ekip de aynı ciddiyetle çalışmış; bu yüzden hem eleştirmenler hem de hayranlar filmi oldukça sevmiş durumda.