Ana sayfa » Sağlıklı Yaşam » Araştırma: Kadınlar Neden Erkeklerden Daha Fazla Migren Atağı Yaşar?
Araştırma: Kadınlar Neden Erkeklerden Daha Fazla Migren Atağı Yaşar?
Günlük hayatın akışını aniden kesintiye uğratan, zonklayıcı ve ışığa, sese karşı aşırı hassasiyet getiren migren ataklarının kadınlarda daha yaygın olduğunu biliyor muydunuz? Peki neden?
Migren, yalnızca ara sıra gelen bir baş ağrısı olarak düşünülse de gerçek hayatta çok daha karmaşık ve yıpratıcı bir durumdur. Özellikle kadınlar için bu durum daha da belirgin hale gelir. Yapılan son araştırmalar, yetişkin kadınların erkeklere kıyasla migreni çok daha sık yaşadığını ve bu ataklarla daha uzun süre mücadele ettiğini gösteriyor. Üstelik yaşam kalitesini, iş hayatını ve sosyal düzeni etkileyen ciddi bir yükten söz ediyoruz. 2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir küresel çalışma, migrenin kadınlar üzerindeki etkisinin sanılandan çok daha derin olduğunu ortaya koyarak bu alandaki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Peki kadınlar neden daha fazla migren yaşar? İşte detaylar…
Migren neden kadınlarda daha fazla hissediliyor?
Aralık ayında yayımlanan ve 18 ülkeden yaklaşık 41 bin kişinin baş ağrısı deneyimlerini inceleyen çalışma, migrenin süresi ve sıklığı açısından cinsiyetler arasında belirgin farklar olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar yalnızca migren görülme oranına odaklanmakla yetinmeyip, bu atakların bireylerin yaşamında ne kadar yer kapladığını da analiz etti. Sonuçlar oldukça çarpıcıydı. Kadınlar, migrenle erkeklere kıyasla neredeyse iki kat daha uzun süre vakit geçiriyor. Atakların daha sık yaşanmasıyla birleştiğinde, kadınların toplam migren yükü katlanarak artıyor.
Bu tablo, migreni sadece istatistiksel bir oran olarak ele almanın yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Migrenin bireyin günlük hayatını nasıl şekillendirdiği, iş gücü kaybı, sosyal hayattan kopuş ve sürekli bir yorgunluk hissi gibi etkilerle birlikte düşünülmesi gerekiyor. Araştırmayı yürüten ekip de tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor: Migrenin gerçek etkisi, ne kadar süreyle ve ne yoğunlukta yaşandığıyla çarpıcı bir şekilde belirleyici oluyor.
Migren sadece baş ağrısı mı?
Toplumda sıkça karşılaşılan bir yanılgı, migrenin sıradan bir baş ağrısı olduğu düşüncesi. Oysa migren atağı yaşayan birçok kişi için tablo çok daha kapsamlı. Şiddetli baş ağrısına mide bulantısı, kusma, yoğun halsizlik, ışığa ve kokuya karşı hassasiyet eşlik edebiliyor. Bazı kişiler için sessiz ve karanlık bir odada saatlerce kalmak tek çözüm haline geliyor.
Bilim insanları migrenin altında yatan mekanizmaları tam olarak çözebilmiş sayılmaz. Ancak güncel çalışmalar, trigeminovasküler sistem adı verilen ve beyin sinirleri, beyin hücreleri ile kan damarlarını kapsayan bir ağın bu süreçte önemli rol oynadığını öne sürüyor. Bu sistemdeki damarların genişlemesiyle ağrı sinyallerinin tetiklendiği düşünülüyor. Genetik yatkınlık, düzensiz uyku, yetersiz beslenme ve hormonal değişimler migrenin ortaya çıkmasında etkili olabiliyor. Ayrıca bazı kişilerde ağrı kesicilerin kontrolsüz kullanımı, zamanla daha sık baş ağrısına yol açarak durumu ağırlaştırabiliyor. Araştırmalar, doğru ilaç kullanımıyla migren yükünün önemli bir bölümünün azaltılabileceğine işaret ediyor.
Kadınların migrenle daha uzun süre mücadele etmesinin arkasındaki en güçlü adaylardan biri hormonlar. Nörologlar, yıllardır östrojen ve progesteron gibi kadın hormonlarının migren üzerindeki etkisini inceliyor. Bu hormonların reseptörlerinin trigeminovasküler sistemde bulunması, aradaki bağlantıyı daha da anlamlı hale getiriyor.
Uzmanlara göre cinsiyetler arasındaki bu farkın en azından bir kısmı hormonal dalgalanmalardan kaynaklanıyor. Kadınların yaşamı boyunca hormon seviyeleri sürekli değişim gösteriyor ve bu dalgalanmalar migren ataklarının süresini ve sıklığını etkileyebiliyor. Bu nedenle kadınların migrenle geçirdiği toplam sürenin daha uzun olması, birçok nörolog için şaşırtıcı bir sonuç olarak görülmüyor.
Östrojen düşüşü teorisi nedir?
Migren ve hormon ilişkisi denildiğinde en çok konuşulan yaklaşımlardan biri östrojen düşüşü teorisi. Bu teoriye göre, adet döngüsü sırasında östrojen seviyesindeki ani azalma migreni tetikleyebiliyor. Geçmişten bu yana yapılan gözlemler, çocukluk döneminde kız ve erkeklerde migren görülme oranlarının benzer olduğunu, ergenlikle birlikte kız çocuklarında riskin belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor. Bu da hormonların devreye girdiği bir döneme işaret ediyor.
Adet döngüsünün son evresinde östrojen seviyesinin düşmesi, birçok kadın için migrenin kapısını aralıyor. İlginç bir şekilde, hamileliğin ikinci ve üçüncü trimesterlerinde östrojen seviyelerinin daha dengeli seyretmesiyle birlikte bazı kadınların migren ataklarında belirgin bir azalma yaşadığı gözlemleniyor. Buna karşılık, perimenopoz döneminde hormon seviyelerinin düzensiz bir şekilde yükselip düşmesi migrenin şiddetlenmesine neden olabiliyor.
Yine de uzmanlar, östrojen dalgalanmalarının tek başına tüm tabloyu açıklamaya yetmediği konusunda hemfikir. Adet döngüsüyle ilişkili olmayan migren atakları yaşayan çok sayıda kadın bulunuyor ve migren erkeklerde de görülebiliyor. Bu nedenle hormonlar önemli bir parça olsa da, yapbozun tamamını oluşturmuyor.
Migrenin kadınlarda daha yaygın olduğu uzun zamandır bilinse de, bu durumun kadın bedeninde nasıl işlediğine odaklanan çalışmaların sayısı sınırlı. Tarihsel olarak bakıldığında, migren yaşayan kadınlar uzun süre ciddiye alınmadı. Geçmişte bazı hekimler migreni kadınlarda psikolojik bir sorun olarak yorumladı ve bu yaklaşım, kadınların yaşadığı ağrıların hafife alınmasına yol açtı.
Bu bakış açısı, kadın sağlığının genel olarak yeterince araştırılmaması ve fonlanmamasıyla sonuçlandı. Oysa migren, dünya genelinde en fazla sakatlığa yol açan rahatsızlıklar arasında üst sıralarda yer alıyor. Üstelik kadınlarda migren, kariyerin ve aile yaşamının en yoğun olduğu dönemlerde artış gösterme eğiliminde. Otuzlu yaşlarda zirveye ulaşan migren yükü, kırklı yaşlarda hormonel geçişlerle birlikte daha da ağırlaşabiliyor.
Daha iyi tedaviler mümkün mü?
Araştırmacılar, migrenin kadınlar ve erkekler üzerindeki etkilerini daha ayrıntılı inceleyerek bu eşitsiz yükü azaltmayı hedefliyor. Son yıllarda progesteron hormonunun migren üzerindeki rolüne odaklanan çalışmalar da dikkat çekiyor. Hayvan deneyleri, bu hormonla ilişkili reseptörlerin migren benzeri semptomları etkileyebileceğini gösteriyor. İnsanlarla doğrudan karşılaştırma yapmak kolay olmasa da, bu bulgular migrenin biyolojik temellerini daha iyi anlamak adına önemli bir adım olarak görülüyor.
Migren, yaşamı gölgeleyen ve üretkenliği ciddi şekilde düşüren bir sorun. Özellikle hormonal etkiler nedeniyle kadınlar bu durumdan daha yoğun etkileniyor. Migrenin altında yatan nedenler daha net anlaşıldıkça, kişiye özel ve hedefe yönelik tedavilerin geliştirilmesi de mümkün hale geliyor. Araştırmacıların ortak umudu, migrenle geçen uzun saatlerin ve günlerin gelecekte daha yönetilebilir hale gelmesi.