Savaş, insanlık tarihi kadar eski bir gerçeklik. Ama ilginç olan şu ki, zaman değişse de, kullanılan taktiklerin büyük bir kısmı aslında hiç değişmedi. Bugün karşımıza modern tanklar, insansız hava araçları ve siber saldırılar çıkıyor olabilir. Ama bu teknolojilerin arkasındaki stratejik mantık, binlerce yıl öncesinin savaş alanlarında da vardı. Antik çağın zeki komutanları, düşmanlarını yenmek için yalnızca kılıç ve mızraklara güvenmediler; psikolojik üstünlükten casusluğa, pusuya yatmaktan arazinin avantajını kullanmaya kadar pek çok yöntem geliştirdiler. Bu yöntemlerin bazıları o kadar etkiliydi ki, zamanın tozlu sayfalarında kaybolmak yerine bugüne kadar ulaştı. Roma’nın “Böl ve Yönet” anlayışı bugün hâlâ siyasette ve diplomasi masalarında karşımıza çıkıyor. Yunanların falanks düzeni modern polis taktiklerine ilham oluyor ya da Asurluların psikolojik savaş yöntemleri, günümüzde medya ve propaganda aracılığıyla sürdürülüyor. Yani antik taktikler, yalnızca tarihin ilginç bir parçası değil, aynı zamanda günümüzün savaş stratejilerinin de temel taşları. İşte günümüzde hâlâ kullanılan antik savaş taktikleri…
1. Böl ve yönet (MÖ 3. yüzyıl)
Romalılar denildiğinde çoğumuzun aklına güçlü ordular, görkemli zırhlar ve keskin kılıçlar gelir. Ama aslında Roma’nın en büyük gücü silahlarda değil, zihinleri kontrol etme sanatındaydı. “Böl ve Yönet” taktiği tam da bunun en çarpıcı örneğidir. Bu stratejinin özünde, düşman saflarındaki birliği bozmak, onları birbirine düşürmek ve ortak bir amaç uğruna birleşmelerini engellemek vardır. Romalılar sık sık düşmanlarının iç çatışmalarını kışkırtır, siyasi ve sosyal yapıları bilinçli olarak zayıflatırdı. Böylece karşılarında tek vücut halinde duran bir düşman yerine parçalanmış, güçsüz ve kendi içinde kavga eden gruplar bulurlardı.
Aslında bu taktiğin kökeni Romalılardan da öncesine, Makedonya Kralı II. Filip’e kadar uzanır. Büyük İskender’in babası olan Filip, Yunan şehir devletlerini parçalayarak onları kontrol altına almış ve oğluna geniş bir imparatorluğun kapılarını açmıştı. Bu yüzden “böl ve yönet” yüzyıllar boyunca sadece savaş alanında değil, siyasette ve hatta iş dünyasında bile uygulanmaya devam etti. Öyle ki, yakın tarihte ABD ordusu Irak’taki bazı aşiretleri birbirine rakip hale getirerek El Kaide’ye karşı bu taktiği kullandı. Görünen o ki, bazen en güçlü silah, kılıç ya da top değil, zihinleri manipüle etme sanatıdır.
Basit ama öldürücü… Pusu, savaş tarihinde defalarca kazananı belirlemiş bir taktiktir. En ünlü örneklerinden biri, MS 9 yılında Teutoburg Ormanı’nda yaşandı. Cermen lider Arminius, Romalıların üç lejyonunu dar ve karanlık orman yollarında pusuya düşürdü. Romalılar üstün silahlara ve disipline sahipti ama Arminius’un gerilla taktikleri karşısında çaresiz kaldılar. Sonuç, Roma’nın en ağır yenilgilerinden biriydi ve bu olay, Roma İmparatorluğu’nun Doğu’ya doğru genişlemesinin önünü tamamen kesti.
Pusu sadece antik çağın değil, modern savaşların da en etkili yöntemlerinden biri olmaya devam etti. ABD ordusunun kendi doktrininde “sürpriz” ilkesi hâlâ temel kurallardan biridir. Vietnam Savaşı sırasında Vietkong gerillaları, Ho Chi Minh Yolu’nun ormanlık patikalarında “L şeklinde pusular” kurarak Amerikan birliklerine ağır kayıplar verdirdi. Görüldüğü gibi, pusu savaşta zayıf olanın güçlüye karşı kullandığı en kurnaz ama en etkili araçlardan biridir.
3. Psikolojik savaş (MÖ 13. yüzyıl)
Düşmanla savaşmaya başlamadan önce onun zihninde savaşı kazanmak… İşte psikolojik savaşın özü budur. Bu yöntemin ilk örneklerinden biri, Asurluların acımasız vahşet gösterileridir. Amaç, direnişi başlamadan kırmak, halkı korkutup boyun eğmeye zorlamaktı. Bir diğer meşhur örnek ise Truva Atı’dır. Yunanlılar, Truva halkına sahte bir zafer duygusu yaşatarak şehir surlarının içine girmeyi başarmış, düşmanı aldatma sanatının tarihteki en ünlü hamlesini yapmışlardır.
Zaman ilerledikçe psikolojik savaş da evrim geçirdi. Modern çağda artık kocaman ahşap atlara gerek kalmadı. Bunun yerini propaganda aldı. II. Dünya Savaşı sırasında ABD’nin kurduğu Savaş Bilgi Ofisi (OWI), düşmanı demoralize etmek ve kendi askerlerinin moralini yükseltmek için filmler, broşürler, afişler üretti. Hatta ünlü Hollywood yönetmenlerinin çektiği filmler, cephe hattındaki meydanlarda kurulan seyyar sinemalarda asker ve sivillere izletildi. Yani, silahlar değişti ama amaç aynı kaldı: Düşmanın zihnini ele geçirmek.
Hayal edin: Binlerce atlı, aynı anda büyük bir hız ve gürültüyle üzerinize doğru geliyor. Daha onlar ulaşmadan kalbinize korku düşüyor. İşte süvari hücumları bu yüzden hem fiziksel hem de psikolojik bir yıkım aracıdır. Persler, bu taktiğin ustalarıydı. Ağır zırhlı atlı birlikler, mızraklarıyla tek vücut halinde ilerler ve düşman piyadelerini dağıtırdı. Çarpışmadan önce bile çıkardıkları ses moral bozmak için yeterliydi.
Günümüzde süvari hücumlarının yerini tanklar, zırhlı araçlar ve hava birlikleri aldı. Ama mantık aynı: Hızla vurmak, düşman toparlanamadan darbeyi indirmek. Atlı şövalyelerden modern zırhlı birliklere kadar değişmeyen tek şey, ani ve durdurulamaz bir saldırının yarattığı etki oldu.
5. Kuşatma makineleri (MÖ 9. yüzyıl)
Antik çağda kaleler, şehirler ve surlarla çevrili yapılar neredeyse aşılmaz görünürdü. Ama insan zekâsı, bu engelleri aşmak için kuşatma makinelerini geliştirdi. İlk örnekleri, MÖ 9. yüzyılda Asurlular tarafından kullanıldı. Devasa koçbaşları, tekerlekli platformlara yerleştirilir ve kalelerin kapılarını kırmak için ileri sürülürdü. Bu makineler genellikle ahşap kaplamalarla korunur, içerideki askerler ok ve ateşten saklanırdı.
Zamanla teknoloji ilerledi: Mancınıklar, balistalar ve kuşatma kuleleri devreye girdi. Ordular artık sadece kapıları yıkmakla kalmıyor, uzaktan taş ve ateş yağdırarak düşmanı yıpratıyor ya da surlara tırmanıyordu. Bugün taş kaleler pek kalmadı ama prensip aynı: engeli yık, yolu aç. Modern ordular hâlâ koçbaşları, patlayıcılar ve hidrolik yayıcılar kullanarak kapıları kırıyor. Malzeme değişti, ama amaç hiç değişmedi: Savunmayı aşmak ve içeri girmek. Günümüzde hâlâ kullanılan antik savaş taktikleri yazımıza devam ediyoruz.
Savaş sadece meydanlarda kılıç sallamakla kazanılmaz; bazen düşmanın yaşamasına imkân tanımamak da bir taktiktir. “Kavrulmuş toprak” ya da yakıp yıkma stratejisi, düşmanı aç bırakmak, susuz bırakmak ve moralini çökertmek için onun kaynaklarını yok etmeyi içerir. İskitler bu yöntemi Perslere karşı ustalıkla kullandı. Perslerle doğrudan savaşmak yerine, ekinleri yaktılar, su yollarını tıkadılar ve ordunun yaşamak için ihtiyaç duyduğu her şeyi ellerinden aldılar. Savaşmadan savaşı kazandılar.
Bu taktik tarih boyunca tekrar tekrar sahneye çıktı. En çarpıcı örneklerden biri, 1812’de Napolyon’un Rusya seferidir. Ruslar geri çekilirken geride hiçbir şey bırakmadılar: depoları yaktılar, altyapıyı yıktılar, Moskova günlerce alevler içinde kaldı. Kış bastırdığında Napolyon’un yüzbinlerce askerinden sadece küçük bir kısmı geri dönebildi. Kavrulmuş toprak, tarihin en acımasız ama en etkili yöntemlerinden biri olarak kaldı.
7. Deniz ablukaları (MÖ 332)
Bir şehri düşürmek için her zaman surları yıkmaya gerek yoktur; bazen onu dış dünyadan koparmak yeterlidir. En bilinen örnek, Büyük İskender’in MÖ 332’de Sur’u kuşatmasıdır. İskender, kıyı şehrini abluka altına almak için anakaradan dev bir yol (set) inşa etti, kara ve denizden şehri sardı. Sur’un erzak ve takviye hatları kesildi, sonunda yedi ay süren direnişin ardından şehir teslim oldu.
Deniz ablukaları, sadece silah ve asker akışını değil, yiyecek ve ilaç gibi hayati ihtiyaçların girişini de engeller. Bu yüzden ekonomik, psikolojik ve askeri açıdan ölümcül bir baskı yaratır. Modern çağda da prensip aynı kaldı: güçlü donanmalar ve sıkı gözetim sistemleriyle düşmanı savaşmadan diz çöktürmek.
8. Falanks oluşumu (MÖ 7.–4. yüzyıl)
Taş duvarlarınız yoksa insanlardan bir duvar yaparsınız! İşte Yunanların ünlü falanks taktiği… Omuz omuza dizilmiş askerler, kalkanlarını birbirine kenetler, mızraklarını öne uzatarak adeta çelikten bir duvar oluştururlardı. Bu duvar, bireysel kahramanlıktan çok kolektif disipline dayanıyordu. Her asker, yanındaki askerin direncine güvenirdi.
Büyük İskender, falanksı öylesine etkili kullandı ki, devasa Pers ordularını bu düzenle alt etti. Falanks sadece bir savaş formasyonu değil, aynı zamanda “birlik olmanın” simgesiydi. Günümüzde bile bu mantığın yansımalarını görmek mümkün: çevik kuvvet polislerinin kalkanlarla oluşturduğu insan bariyerleri, bu antik taktiğin modern versiyonundan başka bir şey değil.
Savaş sadece kılıç ve mızrakla değil, bilgiyle de kazanılır. İlk belgelenmiş casusluk faaliyetlerinden biri, Mari Kralı Zimri-Lim’in kızları tarafından gerçekleştirildi. Bu kadınlar, siyasi evlilikler yoluyla farklı saraylara gelin gitmiş, oradan memleketlerine kritik istihbaratlar iletmişlerdi. Bilgi, o dönemden itibaren bıçak kadar ölümcül bir silah olarak kabul edildi.
Yüzyıllar içinde casusluk orduların ve devletlerin vazgeçilmez bir unsuru haline geldi. Gözcüler, haberci casuslar, gizli anlaşmalar… Derken modern dünyada bu sanat tamamen profesyonelleşti. Bugün CIA, Mossad ya da MI6 gibi kurumlar, kadim casusluk yöntemlerinin modern teknolojiyle donatılmış halinden başka bir şey değil. Eskiden fısıldanan sırların yerini şimdi uydular, bilgisayarlar ve elektronik gözetleme aldı. Amaç hâlâ aynı: Düşmanı tanımak ve ondan bir adım önde olmak.
10. Arazinin stratejik kullanımı (MÖ 480)
Savaşta en önemli silahlardan biri doğanın ta kendisidir. İyi bir komutan, araziyi kendi lehine nasıl kullanacağını bilen kişidir. Bunun en ünlü örneği, Termopil Muharebesi’dir. MÖ 480’de sayıca çok daha az olan Yunan kuvvetleri, dev Pers ordusunu dar bir dağ geçidinde durdurmayı başardı. Coğrafya, Perslerin üstün sayısını etkisiz hale getirdi, Yunanlılara ise birkaç gün boyunca kahramanca direnme şansı verdi.
Tarih boyunca küçük ordular, dağ geçitleri, ormanlık alanlar ya da nehirlerden faydalanarak çok daha büyük güçleri alt ettiler. Bu stratejik anlayış aslında tarih öncesi avcılara kadar gider: doğal engelleri kullanarak avlarını pusuya düşürmek. Günümüzde de aynı mantık sürüyor. Modern ordular, araziyi analiz etmek için özel yöntemler (örneğin OKOCA: Gözlem, Önemli Arazi, Engeller, Siper-Gizlenme ve Yaklaşma Yolları) kullanıyor. Hatta “arazi” kavramı artık yalnızca dağ ve nehirlerle sınırlı değil; siber uzay da yeni savaş alanı olarak aynı mantıkla değerlendiriliyor. Günümüzde hala kullanılan antik savaş taktikleri yazımızın sonuna geldik.