Ana sayfa » Sağlıklı Yaşam » Erkeklerin de Biyolojik Saati Var: Erkek Doğurganlığıyla İlgili Doğru Bilinen 5 Yanlış
Erkeklerin de Biyolojik Saati Var: Erkek Doğurganlığıyla İlgili Doğru Bilinen 5 Yanlış
Çocuk sahibi olma hayali kuran çiftlerin yolculuğunda, genellikle odak noktası kadın bedeni ve onun karmaşık işleyişi olur. Peki ya erkekler? Onların biyolojik bir saati yok mu sanıyorsunuz?
Bazı konular vardır, yıllarca kulaktan kulağa gezer ama kimse doğruluğunu tam olarak sorgulamaz. Erkek doğurganlığı da işte tam böyle bir alan. Çoğu zaman tüm mercek kadınlarda olur, erkekler ise konu açıldığında hafifçe boğaz temizleyip sessizce uzaklara bakar. Oysa artık bilim diyor ki, doğurganlık meselesi sadece kadınların sırtlayacağı bir yük değil. Erkeklerin de hem biyolojik hem çevresel hem de yaşa bağlı değişimleri var. Eğer siz de çocuk sahibi olmayı düşünüyorsanız, üreme sağlığı ve biyolojik yapınız konusunda bazı gerçekleri bilmek işinizi fazlasıyla kolaylaştırabilir. Gelin, erkek doğurganlığı konusunu etkisi altına alan en yaygın efsaneleri birlikte çözelim. İşte erkek doğurganlığıyla ilgili efsaneler…
1. Kısırlığın çoğu kadından kaynaklanır
Hâlâ birçok erkeğin içten içe inanmayı tercih ettiği bu düşünce, modern tıbbın ışığında yerle bir oluyor. Çünkü biliyoruz ki çiftlerin yaşadığı doğurganlık sorunlarının azımsanmayacak bir bölümünde erkekler de önemli rol oynuyor. Sadece yüzde 20 gibi düşük bir oran değil, bazı araştırmalara göre çiftlerin yüzde 30 ila 40’ında erkek tarafında tıbbi bir pay bulunuyor. Üstelik bu durum çoğu zaman tamamen spermle ilgili teknik meselelerden kaynaklanıyor. Sperm sayısı düşük olabilir, hareket kabiliyeti sorunlu olabilir veya bir kısmının şekli olması gerektiği gibi değildir. Doktorların ortalama kabul ettiği sayı her boşalmada 39 milyon civarıdır ama mesele yalnızca rakamlardan ziyade spermlerin organize bir ekip gibi çalışıp çalışmadığıdır.
Erkek üreme sağlığında genetik faktörler, hormonal bozukluklar veya üreme bölgesinde doğal olarak yaşayan mikroorganizmaların dengesi bile etkili olabiliyor. Üstelik bilim insanları daha pek çok olası nedeni araştırmaya devam ediyor. Artık doktorlar da eskiye göre çok daha farklı bir yaklaşım içinde. Çünkü erkekler artık laboratuvara gidip “umuyorum sorun bende değildir” diye dua etmek yerine kendi yatak odalarında test yapabilecekleri ev kitlerine sahip. Bu küçük devrim bile, erkeklerin doğurganlık konusundaki sorumluluklarını fark etmeye başlamasını sağladı. Yani özet olarak, kısırlık meselesi sandığınızdan çok daha eşit bir paylaşımla ilerliyor.
Dışarıdan bakınca 70 yaşında baba olan ünlüler, “Ben daha gencim ya, kesin sorun olmaz” hissi yaratabiliyor. Ancak bilim artık net bir şey söylüyor: Erkeklerin de bir biyolojik saati var ve bu saat sonsuza kadar genç kalmıyor. Geçmişte bu konu üzerine yapılan araştırmalar hep kafa karıştırıcı sonuçlar vermişti çünkü yaş alan erkeklerin partnerleri de genelde yaşıtı olurdu. Bu da tabloyu doğal olarak etkiliyordu.
Fakat son yıllarda yapılan bir çalışma bu sorunu tamamen denklemden çıkardı. Genç kadınların donör yumurtalarının kullanıldığı bir tedavi sürecinde erkeklerin yaşlarının sonuçları nasıl değiştirdiği incelendi. Sperm sayısı ya da yüzme kapasitesi açısından kağıt üzerinde çok büyük farklar görünmese de sonuçlar ortaya çıktığında tablo çok açıktı. 45 yaş üstü erkeklerde düşük oranlarının belirgin şekilde arttığı, gebelik oranlarının ise genç erkeklere göre daha düşük olduğu görüldü. Genç bir erkekle tedaviden bebek elde etme oranı yüzde 41 civarken, 45 yaş üzerindekilerde bu oran yüzde 35’e kadar geriliyordu.
Uzmanlar bunun nedenlerinden birinin, sperm DNA’sında yaşla birlikte artan parçalanmalar olduğunu düşünüyor. Yani sperm laboratuvarda iyi görünse bile kadın vücudu embriyo yerleştirildiğinde bu hasarı fark edip süreci durdurabiliyor. Hatta bazı uzmanlar, tıpkı kadınların yumurta dondurması gibi erkeklerin de ileride çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa sperm dondurmayı değerlendirmesi gerektiğini söylüyor. Kısacası, erkek biyolojik saati sessiz çalışıyor olabilir ama kesinlikle işlemiyor değil.
3. Testosteron kullanmak doğurganlığı artırır
Birçok erkek testosteron seviyesinin yüksek olmasının doğurganlık için iyi bir şey olduğunu düşünür. Yaklaşım mantıklı görünür çünkü testislerin sperm üretebilmesi için gerçekten de testosterona ihtiyacı vardır. Ancak paradoks şu ki, dışarıdan testosteron almak çoğu zaman bu düzeni tamamen bozuyor. Vücutta hormon seviyesi yapay olarak yükseldiğinde testisler “Zaten yeterince testosteron var” diye düşünerek kendi üretimini yavaşlatıyor. Sonuç olarak sperm sayısı ciddi şekilde düşüyor, hatta bazı erkeklerde sıfıra bile inebiliyor.
Bilim insanları bu etkinin o kadar güçlü olduğunu gördü ki, testosteronun erkek doğum kontrol yöntemi olarak kullanılma ihtimali bile değerlendiriliyor. Testosteronun bırakılmasının ardından çoğu erkekte üç ay içinde sperm üretimi toparlıyor. Ancak bu herkes için geçerli değil. Özellikle performans amacıyla çok yüksek dozlar alan amatör sporcularda toparlanma daha geç olabiliyor ve sperm hareketliliği uzun süre düşük kalabiliyor.
Birçok erkek testosteronun doğurganlığı nasıl etkilediğini bilmiyor. Bu nedenle ilaca başlayanların bir kısmı daha sonra pişman oluyor. Eğer gerçekten hormon sorunları varsa, testosteron yerine testislerin kendi üretimini artıran başka tedavilere başvuruluyor. Klomifen sitrat, FSH veya LH gibi hormon destekleri bu konuda çok daha güvenli seçenekler. Doğru tedavi uygulandığında erkeklerin büyük bölümünde testosteron seviyesi normal aralığa geri dönüyor. Yani dışarıdan testosteron takviyesi masum bir destek olmuyor. Bu aşamada doğurganlık hedefleniyorsa dikkatli yaklaşmak şart.
4. Doğurganlık tedavilerinin çoğu kadını hedef alır
Toplumda doğurganlık tedavileri denince akla genelde kadınlara uygulanan işlemler geliyor. Erkek doğurganlığıyla ilgili efsaneler arasında belki de en önemlisi bu. Oysa erkekleri ilgilendiren tedavi seçenekleri de bir o kadar çeşitli. Hormon düzenleyiciler, libido güçlendirici ilaçlar, erken boşalmayı kontrol eden tedaviler ve takviye antioksidanlar erkek doğurganlığına doğrudan katkıda bulunabiliyor. Özellikle likopen, çinko, koenzim Q10 ve bazı vitaminlerin sperm üretimini desteklediği biliniyor.
Sperm kanallarında tıkanıklık, damar genişlemesi veya kist gibi fiziksel problemler varsa cerrahi müdahaleler de devreye giriyor. Ve evet, çoğunlukla kadınlara yönelik gibi görünen bazı tedaviler de erkekler için beklenmedik derecede faydalı sonuçlar veriyor. Örneğin tüp bebek tedavisinde sperm yumurtaya kendi başına gitmek yerine mikroenjeksiyonla doğrudan yerleştirildiğinde başarı oranı belirgin şekilde yükseliyor. Yeni teknolojiler artık tek tek sperm DNA’sını değerlendirebiliyor ve en kaliteli spermi seçebiliyor.
Ayrıca erkeklerin doğurganlık sorunları sadece çocuk sahibi olmayı etkilemiyor. Bazen altta yatan başka problemler için de önemli bir sinyal niteliği taşıyor. Testis kanseri, yüksek tansiyon gibi ciddi rahatsızlıkların ilk işaretlerinden biri de sperm bozuklukları olabiliyor. Yani doğurganlık bir bebek meselesi olmanın dışında, genel sağlığın da aynası.
5. Yaşam tarzı faktörleri erkekler için o kadar önemli değildir
Günlük alışkanlıklar, erkek üreme sağlığı üzerinde tahmin ettiğinizden çok daha belirgin etkiler yaratabiliyor. Alkol ve tütün ürünlerindeki toksik maddeler sperm sağlığını ciddi biçimde zayıflatır. Doktorlar her zaman ölçülü olmanın önemini vurguluyor. Haftada birkaç kadeh içki veya ara sıra bir sigara genelde büyük risk yaratmasa da sık tüketim doğrudan sperm kalitesini aşağı çekebiliyor.
Aşırı kilo da sperm hareketliliğini zayıflatan bir faktör. Öte yandan düzenli egzersiz sperm üretimi için oldukça yararlı. Ancak bu noktada da denge önemli, çünkü aşırı yoğun antrenman hormon dengesini bozabiliyor. Çevresel faktörlerden gelen tehditler ise giderek artıyor. Mikroplastikler, bazı kimyasallar ve plastiklerde bulunan maddeler erkek üreme sistemi üzerinde olumsuz etkiler gösterebiliyor. Her ne kadar bu maddelerden tamamen uzak durmak zor olsa da maruziyeti azaltmak mümkün.
Gelelim sıcak meseleye: Jakuzi ve sauna. Spermler yüksek ısıyı hiç sevmiyor. Testisler zaten vücudun dışında çünkü gelişimleri için ideal sıcaklık biraz daha düşük. Uzun süre sıcak suya maruz kalmak, dizüstü bilgisayarı direkt bacak üstünde tutmak ya da çok sıkı kıyafetler giyerek bölgedeki sıcaklığı artırmak süreci olumsuz etkileyebiliyor. İç çamaşırı konusu ise düşündüğünüz kadar dramatik değil. Boxer veya slip tercihinin doğurganlık üzerinde anlamlı bir fark yarattığına dair güçlü bir kanıt yok. Yani bu durum, erkek doğurganlığıyla ilgili efsaneler arasında belki de en anlamsız olanı diyebiliriz.