Gezegenimizin yüzeyini süsleyen milyonlarca göl, genellikle huzur, dinginlik ve yaşam kaynağı olarak anılır. Ancak bu masmavi suların arasında öyleleri var ki, görüntüleri aldatıcı bir güzellikle süslenmiş olsa da içlerinde doğanın en ürkütücü sırlarını barındırıyorlar. Patlayan, zehirleyen, yakıcı veya dondurucu özellikleriyle, adeta birer doğal tuzak gibi davranan bu su kütleleri, insanlığa meydan okuyor. Gelin, hep birlikte bu tehlikeli sularda bir yolculuğa çıkalım ama sakın dalmaya kalkmayın, zira bu göllerin hiçbiri yüzmek için uygun değil! İşte dünyanın en ölümcül gölleri…
Karaçay Gölü
Dünyanın en ölümcül gölleri listemizin ilk sırasında Karaçay Gölü bulunuyor. Rusya’nın güneyindeki Ural Dağları’nda yer alan Karaçay Gölü, dışarıdan bakıldığında sıradan, hatta önemsiz bir su birikintisi gibi görünebilir. Oysa burası, gezegenin en tehlikeli noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Yirminci yüzyılın ortalarına kadar göl canlılarla doluydu, balıklar, kuşlar ve küçük su canlıları burada yaşamını sürdürüyordu. Her şey, Sovyetler Birliği’nin yakınlardaki Mayak tesisinde yürüttüğü nükleer çalışmalarla değişti. Atom bombası programı için plütonyum üreten bu tesis, radyoaktif atıklarını yıllarca doğrudan göle boşalttı.
Zamanla Karaçay, sezyum ve stronsiyum gibi son derece tehlikeli izotoplarla doldu. Biriken radyasyon miktarı, tarihin en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil’i bile geride bıraktı. İşler bununla da kalmadı. Göl kısmen kuruduğunda, rüzgar radyoaktif tozu çevreye taşıdı ve yüz binlerce insanı etkileyen bir felaket yaşandı. Bugün göl beton ve molozlarla kapatılmış durumda olsa da, çevresindeki radyasyon hala ölümcül seviyelerde. Burada geçirilen çok kısa bir süre bile insan sağlığı için geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabiliyor.
Nyos Gölü
Kamerun’un volkanik bölgelerinden birinde yer alan Nyos Gölü, uzun yıllar boyunca fark edilmeden büyüyen bir tehlikeyi içinde sakladı. Gölün derinliklerinde, yer altındaki magmadan sızan karbondioksit çözünmüş halde birikiyordu. Yüzey sakin, çevre sessizdi; ancak bu sessizlik aldatıcıydı. Bir noktada doğa, bu gazı tutamaz hale geldi.
1986 yılının Ağustos ayında, göl aniden devasa miktarda karbondioksiti atmosfere saldı. Ortaya çıkan gaz bulutu hızla yükseldi, ardından havadan ağır olduğu için çevredeki vadilere doğru yayıldı. Uykuda olan köylüler, farkına bile varmadan boğucu bir örtünün altında kaldı. Binlerce insan ve hayvan birkaç dakika içinde hayatını kaybetti. Bu olay, limnik patlama olarak adlandırılan nadir ama son derece ölümcül bir doğa olayının en bilinen örneklerinden biri oldu.
Afrika’nın en büyük tatlı su gölü olan Victoria Gölü, milyonlarca insan için yaşam demek. Balıkçılık sayesinde geçimini sağlayan yüz binlerce aile, her gün bu göle açılıyor. Ancak Victoria, cömert olduğu kadar acımasız da olabiliyor. Her yıl çok sayıda balıkçı, bu sularda hayatını kaybediyor. Özellikle ani fırtınalar ve sert rüzgarlar, küçük tekneler için büyük bir tehdit oluşturuyor.
Sorunun temelinde yalnızca doğa koşulları yok. Aşırı avlanma nedeniyle bazı balık türlerinin azalması, balıkçıları gece avlanmaya zorluyor. Gece saatlerinde hava koşulları daha öngörülemez hale geliyor. Üstelik birçok balıkçı, can yeleği ya da navigasyon ekipmanı gibi temel güvenlik araçlarından yoksun şekilde göle açılıyor. Aile geçindirme baskısı, risklerin göz ardı edilmesine neden oluyor.
Kivu Gölü
Ruanda ile Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasında uzanan Kivu Gölü, yüzeyde sakin bir manzara sunar. Oysa derinliklerinde, tarihin en büyük doğal gaz tuzaklarından biri bulunur. Gölün alt katmanlarında büyük miktarda karbondioksit ve metan çözünmüştür. Bu gazlar, belirli koşullarda aniden serbest kalabilir. Bilim insanları, Kivu’daki gaz miktarının geçmişte felakete yol açan Nyos Gölü’nden katbekat fazla olduğunu belirtiyor. Jeolojik kayıtlara bakıldığında, göl çevresinde geçmişte büyük canlı kayıplarına işaret eden izler bulunuyor.
Bu durum, gölün belli aralıklarla ölümcül patlamalara sahne olabileceğini düşündürüyor. Bugün göl kıyısında milyonlarca insan yaşıyor. Olası bir gaz salınımı, çok geniş bir alanı etkileyebilir. Bu riski azaltmak için gölden metan çıkarma projeleri yürütülüyor. Hem enerji üretimi hem de güvenlik açısından umut vadeden bu çalışmaların, uzun vadede yeterli olup olmayacağı ise hala belirsiz.
Kaliforniya’daki Mammoth Dağı’nın eteklerinde yer alan At Nalı Gölü, ilk bakışta huzurlu bir doğa manzarası sunar. Ancak gölün çevresindeki geniş bir alanda, ölü ağaçlardan oluşan ürkütücü bir manzara göze çarpar. Bunun nedeni, yer altından sızan yüksek miktardaki karbondioksittir.
Volkanik faaliyetlerle ilişkili olan bu gaz, toprağın içini doldurarak oksijen oranını düşürür. Ağaç kökleri nefes alamaz hale gelir ve zamanla kuruyarak ölür. Böylece ortaya, canlılıktan tamamen yoksun hayalet ormanlar çıkar. Bu durum insanlar ve hayvanlar için de tehlikelidir. Yüksek karbondioksit seviyeleri, fark edilmeden solunduğunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Natron Gölü
Dünyanın en ölümcül gölleri listemize devam ediyoruz. Tanzanya’nın kuzeyinde yer alan Natron Gölü, son yıllarda ürkütücü görüntülerle tanınır hale geldi. Göl çevresinde bulunan hayvan kalıntıları, adeta taşa dönüşmüş gibidir. Bu görüntüler efsaneleri çağrıştırsa da gerçek tamamen kimyasal süreçlerle ilgilidir. Natron Gölü, yüksek miktarda doğal tuz ve soda mineralleri içerir. Sıcak iklim nedeniyle su hızla buharlaşır ve geride son derece alkali bir karışım kalır. Zaman zaman pH değeri, günlük hayatta kullanılan güçlü temizlik maddeleriyle yarışacak seviyelere çıkar.
Bu suya dayanabilen canlı sayısı oldukça azdır. Flamingolar gibi bazı türler uyum sağlamış olsa da, çoğu hayvan için bu ortam son derece yıpratıcıdır. Göl çevresinde ölen hayvanlar, bu mineral açısından zengin suda kaldıklarında mumyalaşır. Ortaya çıkan görüntüler, Natron’un neden bu kadar ürkütücü bir üne sahip olduğunu açıkça gösteriyor.
Florida’nın en büyük tatlı su gölü olan Okeechobee, vahşi yaşam açısından son derece zengindir. Ancak bu zenginlik, beraberinde ciddi riskler de getirir. Göl, on binlerce timsaha ev sahipliği yapar. Bu güçlü yırtıcılar genellikle insanlardan uzak durur, ancak nadir de olsa ölümcül karşılaşmalar yaşanabilir.
Tehlike yalnızca timsahlarla sınırlı değildir. Okeechobee, sık sık zararlı alg patlamalarına sahne olur. Özellikle mavi yeşil alglerin ürettiği toksinler, cilt sorunlarından sindirim problemlerine kadar pek çok rahatsızlığa yol açabilir. Suya temas etmek ya da bu sudan etkilenen balıkları tüketmek sağlık açısından risklidir. Bu göl, doğanın iki farklı tehdidini aynı anda barındırır. Bir yanda dişli yırtıcılar, diğer yanda gözle görülmeyen ama en az onlar kadar tehlikeli mikroskobik canlılar bulunur.
Kawah Ijen
Endonezya’daki Kawah Ijen krateri, geceleri ortaya çıkan mavi ışıklarıyla büyüleyici bir manzara sunar. Ancak bu güzelliğin bedeli son derece ağırdır. Kraterin içindeki göl, dünyanın en asidik sularından birine sahiptir. Yer altından çıkan volkanik gazlar, suyla birleşerek güçlü asitler oluşturur.
Bu asidik ortam, canlılar için neredeyse tamamen ölümcüldür. Gölden yükselen gazlar zaman zaman kuşların ve diğer hayvanların ölümüne neden olur. Bölgeyi ziyaret eden insanlara ise özel maskeler verilmesi gerekir. Mavi alevler, aslında yanmakta olan kükürt gazlarının görsel bir yansımasıdır. Kawah Ijen, doğanın hem estetik hem de yıkıcı yüzünü aynı karede sunan nadir yerlerden biridir. Burada hayranlık ile tehlike arasındaki çizgi son derece incedir.
Etiyopya’daki Gaetale Göleti, tuzluluk konusunda sınırları zorlayan bir doğa oluşumudur. Tuz oranı, deniz suyunun katbekat üzerindedir. Bu yoğunluk, gölde çok az canlının hayatta kalabilmesine izin verir. Neredeyse yalnızca mikroskobik organizmalar bu koşullara dayanabilir.
Göletin kimyasal yapısı, suya sarımsı bir renk verir. Ayrıca yüzeyden yükselen gaz kabarcıkları, kıyıya yaklaşan küçük canlılar için ölümcül olabilir. Bu nedenle çevresindeki yaşam son derece sınırlıdır ve hassas bir dengeye dayanır. Gaetale, suyun her zaman yaşam anlamına gelmediğini hatırlatan çarpıcı örneklerden biridir.
Lugano Gölü
Dünyanın en ölümcül gölleri listemizin sonuna geldik. İsviçre ile İtalya arasında yer alan Lugano Gölü, doğal güzelliğiyle bilinir. Ancak sularının altında, çağımızın en ciddi çevre sorunlarından biri gizlidir. Bu göl, dünya üzerindeki en yüksek mikroplastik yoğunluklarından birine sahiptir. Plastik atıkların zamanla parçalanmasıyla oluşan bu minik parçalar, su canlıları tarafından yutulur. Bu durum, onların üreme yeteneklerini ve genel sağlıklarını olumsuz etkiler.
Zincirleme bir etkiyle, mikroplastikler insanlara kadar ulaşabilir. Lugano Gölü, insan faaliyetlerinin uzun vadeli sonuçlarını gözler önüne seren sessiz bir uyarı niteliğindedir. Bu göl, ölümcüllüğün her zaman ani felaketler şeklinde gelmediğini gösteriyor diyebiliriz.