Günlük hayatın tam ortasında, bir sohbetin en heyecanlı yerinde ya da bir toplantıda söz size geldiğinde… Aklınızdaki kelime bir anda buhar olur, gider. Dilinizin ucunda, neredeyse yakalayacak gibi olduğunuz o kelime, sanki saklambaç oynuyormuş gibi zihninizin derinliklerine saklanır. Bu hepimizin başına gelir; ister genç olun ister yaşlı, ister anadilinizde ister yabancı dilde konuşun, fark etmez. Bilim insanlarının “lethologica” adını verdiği bu durum, yalnızca kelime unutmakla ilgili değildir; hafızamızın, dil becerilerimizin ve beynimizin karmaşık işleyişinin küçük ama ilginç bir göstergesidir. Üstelik bu fenomen sadece konuşma dilinde değil, işaret dili kullanıcılarında da görülür ve onlar buna esprili bir şekilde “parmağın ucunda” sendromu der. Kimi zaman komik, kimi zaman sinir bozucu bu deneyim, insan beyninin ne kadar harika ama bir o kadar da şaşırtıcı çalıştığının küçük bir kanıtı gibidir. Peki, bu durum neden ortaya çıkar? Beynimiz bize nasıl böyle oyunlar oynuyor? Ve en önemlisi, bu anlarda kelimeyi hatırlamak için ne yapabiliriz?
Hepimiz yaşamışızdır: Bir kelimeyi söyleyeceğiz ama bir türlü ağzımızdan çıkmıyor
Tam orada, zihnimizin köşesinde duruyor, ama ulaşamıyoruz. İşte bu durumun bilimsel bir adı var: Lethologica. Günlük dilde ise “dilimin ucunda” sendromu olarak bilinir. Pomona College’dan Dilbilim ve Bilişsel Bilimler Profesörü Lise Abrams, bu hissin evrensel olduğunu söylüyor; hangi ülkeden olursanız olun, hangi dili konuşursanız konuşun, bu deneyimi yaşamışsınızdır. Hatta işaret dili kullananlarda bile görülüyor — onlar buna “parmağın ucunda” sendromu diyor.
İşin kötüsü, bu anlar inanılmaz sinir bozucu. Psikologlar Roger Brown ve David McNeill’in 1966’da yaptığı klasik bir çalışmada, bu durumdaki insanların sanki hapşırmanın eşiğindeymiş gibi bir gerginlik yaşadıkları ve kelimeyi hatırladıklarında büyük bir rahatlama hissettikleri kaydedilmiş. Yani aslında zihinsel bir “oh be!” anı.
Bu neden oluyor? Ve daha da önemlisi, bunu durdurabilir miyiz?
Neden kelimeler dilimizin ucunda kalıyor? Onlarca yıldır araştırılsa da kesin sebep hâlâ net değil.
1970-80’lerdeki ilk teoriler: Beynimiz, doğru kelime yerine ona ses olarak benzeyen ama yanlış bir kelimeyi seçiyor olabilir. Mesela “diminuendo” yerine “dissociation” gibi.
1990’lardan sonra: Bu teori zayıflayınca, araştırmacılar konuşma üretimi süreçlerine baktılar. Konuşma aslında çok adımlı ve karmaşık bir süreç. Önce söylemek istediğimiz kavramı seçiyoruz, sonra buna uygun kelimeyi (lemma) belirliyoruz, ardından kelimenin ses yapısını kodlayıp telaffuz ediyoruz.
Dil ucunda durumu genellikle bu son aşamada takıldığımızda oluyor. Yani kelimeyi “ne” olarak bildiğimiz hâlde “nasıl söyleneceğini” çıkaramıyoruz. Bazen “e ile başlıyordu” gibi ipuçlarını hatırlamamız da bundan. Ancak yeni araştırmalar, bu hislerin bile bazen yanıltıcı olabileceğini söylüyor. Colorado Eyalet Üniversitesi’nden Prof. Anne Cleary, çoğu zaman insanların gerçekten ilk harfi bilmese bile biliyormuş gibi hissettiğini, yani beynimizin bize küçük bir “yanılsama” yaşattığını belirtiyor.
Peki, Lethologica normal mi?
Evet, büyük ölçüde normal. Abrams’a göre, bu durum özellikle nadiren kullandığımız kelimelerde ve özel isimlerde sık olur. Bunun sebebi, kelime ile ses bilgisi arasındaki bağlantının zamanla zayıflaması. Mesela günlük konuşmada kalemi unutmuyoruz, ama “abaküs” kelimesi biraz zaman alabiliyor.
Yaş ilerledikçe bu durum biraz daha sık yaşansa da, tek başına Alzheimer gibi ciddi hastalıkların belirtisi sayılmaz. Ancak uzun süredir tanıdığınız birinin adını hatırlamamak can sıkıcı olabilir.
Ne yapmalı?
Abrams, kelimeyi bulmak için ilk harften çok ilk heceye odaklanmamızı öneriyor. Diyelim ki “la” ile başlıyor diye düşünüyorsunuz; “la, le, li, ly…” şeklinde sesleri deneyerek doğru kelimeyi çağırma şansınızı artırabilirsiniz.
Ayrıca, başkalarının size “şu olabilir mi?” diye sürekli kelime önermesi bazen ters teper. Beyninizin doğru cevabı kendi kendine bulması için biraz uzaklaşmak, dikkati dağıtmak daha etkili olabilir.