2002 yılının son günlerinde dünya basını alışılmadık bir iddiayla çalkalandı. Bilim insanlarının onlarca yıldır laboratuvar ortamında tartıştığı, etik kurulların mesafeli yaklaştığı ve hükümetlerin sıkı yasalarla sınırladığı insan klonlama teknoloji meselesi, bir anda manşetlere taşındı. Bahamalar merkezli bir şirket olan Clonaid, tarihte ilk kez bir insanın başarıyla klonlandığını ve “Eve” adını verdikleri bir kız bebeğin dünyaya geldiğini duyurdu. Açıklama, bilim dünyasında heyecan kadar kuşku da yarattı. Çünkü ortada ilk insan klonu gibi devrim niteliğinde bir iddia vardı ama bu iddiayı destekleyen somut bir kanıt henüz yoktu.
O dönem kamuoyunun klonlama konusuna ilgisi zaten yüksekti. 1996’da koyun Dolly’nin klonlanması, genetik mühendisliğin sınırlarını genişletmişti. Ancak insan klonlama bambaşka bir etik ve bilimsel eşik anlamına geliyordu. Clonaid’in çıkışı tam da bu hassas zemine denk geldi. Fakat olay kısa sürede yalnızca bir bilimsel gelişme tartışması olmaktan çıktı; uzaylı inançları, kült yapılanmalar, medya şovları ve büyük bir aldatmaca ihtimaliyle iç içe geçen tuhaf bir hikâyeye dönüştü. Gelin detaylara birlikte bakalım.
Clonaid nasıl ortaya çıktı ve raëlizm ile bağlantısı neydi?
Clonaid sıradan bir biyoteknoloji girişimi değildi. 1997 yılında kurulan şirket, kendisini insan klonlama alanında hizmet veren bir organizasyon olarak tanıtıyordu. Ancak şirketin arkasındaki ideolojik yapı, meseleyi daha da ilginç hale getiriyordu. Clonaid’in kurucuları ve yöneticileri, uzaylıların insanlığı genetik mühendislikle yarattığına inanan Raëlizm adlı dini hareketle bağlantılıydı. Bu inanca göre dünya üzerindeki yaşam, “Elohim” adı verilen gelişmiş bir uzaylı uygarlık tarafından laboratuvar ortamında tasarlanmıştı. Dolayısıyla klonlama, bu kozmik yaratım sürecinin yeniden keşfi ve devamı olarak görülüyordu.
Bu ideolojik çerçeve, şirketin bilimsel iddialarına baştan gölge düşürdü. Çünkü modern biyoteknoloji şirketleri genellikle akademik yayınlar, hakemli çalışmalar ve laboratuvar verileriyle ilerlerken, Clonaid daha çok basın açıklamaları ve dikkat çekici söylemlerle gündeme geliyordu. Şirket, yüksek ücretler karşılığında çocuklarını kaybeden ailelere ya da kendisini “yeniden üretmek” isteyen bireylere klonlama hizmeti sunabileceğini iddia ediyordu. Ancak bu hizmetlerin teknik altyapısına dair hiçbir ayrıntı kamuoyuyla paylaşılmadı.
27 Aralık 2002’de Clonaid CEO’su Brigitte Boisselier düzenlediği basın toplantısında, tarihin ilk klon insanının doğduğunu duyurdu
İlk insan klonu olan ve “Eve” adı verilen bu bebeğin, 31 yaşındaki Amerikalı bir kadının genetik kopyası olduğu iddia edildi. Açıklamaya göre bebek sağlıklıydı ve normal bir doğum süreciyle dünyaya gelmişti. Bu duyuru, dünya medyasında bomba etkisi yarattı. Televizyon kanalları canlı yayınlar yaptı, gazeteler manşetlerini bu habere ayırdı ve internet siteleri gelişmeleri anbean aktardı.
Ancak bu büyük iddiaya eşlik eden bilimsel veri neredeyse yoktu. Bebeğe dair fotoğraf paylaşılmadı, doğumu doğrulayacak resmi belgeler sunulmadı ve en önemlisi bağımsız DNA testi yapılmasına izin verilmedi. Boisselier, kısa süre içinde genetik testlerle iddiayı kanıtlayacaklarını söyledi fakat bu testler hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı. Günler ilerledikçe heyecan yerini şüpheye bıraktı. Bilim dünyası, kanıt olmadan yapılan bu açıklamanın ciddiye alınamayacağını net bir şekilde dile getirdi.
İnsan klonlama, teknik olarak son derece karmaşık ve yüksek başarısızlık oranına sahip bir süreçtir. Koyun Dolly’nin klonlanması için yüzlerce başarısız deneme yapılmıştı
Bu nedenle birçok genetik uzman, Clonaid’in hiçbir bilimsel yayın yapmadan ve teknik detay paylaşmadan böyle bir başarıya ulaşmış olmasının son derece düşük bir ihtimal olduğunu belirtti. Ayrıca insan embriyoları üzerinde yapılan deneylerin etik ve yasal boyutu da ciddi soru işaretleri barındırıyordu.
Bağımsız bir inceleme yapılabilmesi için bebeğin ve annenin DNA örneklerinin tarafsız laboratuvarlara sunulması gerekiyordu. Ancak Clonaid, aile mahremiyetini gerekçe göstererek bu erişimi sağlamadı. İddiayı doğrulayacak tek somut adım atılmadığı için bilim camiası olayı büyük ölçüde bir aldatmaca olarak değerlendirdi. Zaman geçtikçe “Bebek Eve” kamuoyunun gözünden kayboldu ve iddia sessizce gündemden düştü. Eğer gerçekten tarihin ilk klonu doğmuş olsaydı, bunun bilimsel literatürde devrimsel bir karşılığı olması beklenirdi. Oysa akademik dünyada bu olaya dair kabul görmüş hiçbir veri yer almadı.
Clonaid vakası, doğrulanmamış olsa bile insan klonlama konusundaki etik tartışmaları yeniden alevlendirdi
Bir insanın genetik olarak kopyalanması ne anlama gelirdi? Kimlik, bireysellik ve hak kavramları nasıl tanımlanacaktı? Klon birey, genetik kopyası olduğu kişinin “devamı” mı sayılacaktı yoksa tamamen ayrı bir birey mi olacaktı? Bu sorular, olayın gerçek olup olmamasından bağımsız şekilde tartışılmaya başlandı.
Öte yandan hikâye, komplo teorileri ve popüler kültür için de verimli bir malzemeye dönüştü. Uzaylı bağlantıları, gizli laboratuvar iddiaları ve saklanan bir “ilk klon bebek” anlatısı, internet forumlarında ve belgesellerde yıllarca dolaşmaya devam etti. Clonaid’in iddiası bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da, kültürel hafızada tuhaf ve çarpıcı bir modern efsane olarak yer etti.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, Bebek Eve iddiasının doğrulandığına dair hiçbir güvenilir kanıt bulunmuyor
İlk insan klonu hakkında ne bağımsız bir DNA analizi yayımlandı ne de bebeğin varlığı resmi kurumlarca teyit edildi. Bilimsel literatürde insan klonlamaya dair deneysel çalışmalar yer alsa da, canlı doğumla sonuçlanmış ve doğrulanmış bir insan klonu vakası kabul edilmiş değil.
Clonaid’in çıkışı, bilim tarihinden çok medya tarihinin bir parçası gibi duruyor. Büyük bir iddia, güçlü bir anlatı ve sansasyonel bir basın toplantısı vardı; fakat bilimin temel şartı olan şeffaflık ve tekrarlanabilirlik yoktu. Bu nedenle Bebek Eve hikâyesi, insanlığın ilk klonu olarak değil, kanıtlanmamış en büyük klonlama iddialarından biri olarak anılmaya devam ediyor.