Ana sayfa » Seyahat » Amazon Nehri’ni Yürüyerek Geçen İlk İnsan Ed Stafford’un Sıra Dışı Hikayesi
Amazon Nehri’ni Yürüyerek Geçen İlk İnsan Ed Stafford’un Sıra Dışı Hikayesi
Bir adam var ki, Amazon Nehri’ni yürüme fikrini düşünmekle kalmadı, iki yılı aşkın bir süre, tam 859 gün boyunca onu gerçeğe dönüştürdü. İngiliz kaşif Ed Stafford, Amazon Nehri'ni kaynağından ağzına kadar yürüyerek geçen ilk insan oldu.
Dünyanın en büyük yağmur ormanını harita üzerinden incelemek başka, onu adım adım kat etmek bambaşka bir şeydir. Amazon Nehri boyunca yürümek, birçok kişi için imkansız gibi gelebilir ama gerçek oldu. İngiliz kaşif Ed Stafford, tam da bunu yaptı. İki yıl süren, yaklaşık 6.400 kilometrelik bu yürüyüşle Amazon Nehri’ni baştan sona yürüyerek geçen ilk insan olarak tarihe geçti. İşte Amazon Nehri’ni yürüyerek geçen ilk insan İngiliz kaşif Ed Stafford’un hikayesi…
Ed Stafford’un bu sıra dışı yürüyüşü, 2 Nisan 2008 tarihinde Peru’nun Camana kentinde başladı
Harita üzerinde bakıldığında çizgi gibi görünen rota, gerçekte bataklıklar, yoğun orman örtüsü, geçit vermeyen nehir kolları ve insanın yön duygusunu kaybetmesine neden olan sonsuz yeşillikten oluşuyordu. Stafford, Amazon’u daha önce hiç görmemişti. Bu da yolculuğu romantik bir maceradan çok, bilinmeze doğru atılmış bir adım haline getiriyordu.
İlk aylar, vücudun bu yeni düzene uyum sağlamasıyla geçti. Günlerce süren yağmurlar, hiç kurumayan kıyafetler, sırt çantasının omuzlara yaptığı baskı ve geceleri uyutmayan böcek sesleri, yolculuğun görünmeyen ama en yıpratıcı yanlarıydı. Stafford için asıl sınav, henüz yolun başındayken Amazon’un insanı yavaş yavaş içine çekmesiyle başladı. Burada zaman farklı akıyor, mesafe farklı hissediliyordu.
Yolculuğun dördüncü ayında, Peru’da yaşayan orman işçisi Gadiel Cho Sanchez Rivera, Stafford’a katıldı
Başlangıçta planlanan şey oldukça sınırlıydı. Sanchez, Peru’nun Satipo kenti yakınlarındaki tehlikeli bir bölgeden beş gün boyunca rehberlik edecekti. Ancak bu kısa süreli destek, zamanla güçlü bir yol arkadaşlığına dönüştü.
Sanchez, ormanın dilini anlayan, sesleri yorumlayabilen ve tehlikeyi önceden sezebilen bir rehberdi. İki adam arasındaki ilişki, haftalar geçtikçe profesyonel bir iş birliğinden çok, hayatta kalmaya dayalı bir ortaklığa dönüştü. Sonunda Sanchez, yolculuğun tamamında Stafford’ın yanında kalmaya karar verdi. Bu karar, seferin kaderini değiştiren en önemli anlardan biri oldu.
Toplam 859 gün süren bu yürüyüş, Peru’dan başlayıp Kolombiya sınırlarına yaklaşan bölgelerden geçerek Brezilya’ya uzandı ve Maruda Plajı’nda sona erdi
Yol boyunca ikili, doğanın neredeyse tüm sert yüzleriyle karşılaştı. Zehirli yılanlar, elektrikli yılan balıkları, anakondalar, sivrisinek sürüleri ve akrepler, bu yolculuğun sıradan parçaları haline geldi.
Tüm bu tehlikelere rağmen, Atlantik Okyanusu’na ulaşabileceklerinden neredeyse hiç şüphe duymadılar. Çünkü zamanla korku, yerini dikkatli bir alışkanlığa bıraktı. Orman artık yabancı değil, tanıdık bir yaşam alanıydı. Kamp ateşinin etrafında geçirilen sessiz akşamlar, dışarıdan bakıldığında ürkütücü görünen bu coğrafyada, onlar için günün en huzurlu anlarına dönüştü.
Stafford, yolculuğu sırasında kutanöz leishmaniasis (şark çıbanı) adı verilen ciddi bir deri hastalığına yakalandı
Ayrıca kafatasından bir sinek larvası çıkarılması gerekti. Sanchez ise pala kullanırken ağır bir kesik yaşadı. Ancak tüm bu dramatik olaylara rağmen, ikiliye göre asıl zorlayıcı olanlar bunlar değildi.
En büyük yıpranma, sürekli taşınan ağır çanta, sınırlı yiyecek seçenekleri, bitmeyen sivrisinek ısırıkları ve her adımda bacaklara takılan dikenlerdi. Kısa süreli bir doğa yürüyüşünde fark edilmeyecek küçük rahatsızlıklar, aylar boyunca tekrarlandığında ciddi bir sınava dönüşüyordu. Stafford’a göre gerçek dayanıklılık, tam da bu sıradan ama bitmek bilmeyen zorluklara rağmen yürümeye devam edebilmekti.
Yolculuğun son günleri, en az başlangıcı kadar zorluydu. Stafford, bir pazar sabahı yorgunluktan yol kenarına yığıldı. Buna rağmen ertesi gün İngiltere’ye döneceği tarifeli uçağa yetişebileceğinden emindi
Brezilya’nın kuzeydoğusundan yazdığı son notlarda, yalnızca üç saat uyuduktan sonra kendini daha iyi hissettiğini ve kalan 85 kilometreyi gece boyunca yürüyerek tamamlamayı planladığını belirtti. Bazı günler 15 saatten fazla aralıksız yürüdüler. Bir günde 55 kilometre yol kat ettikleri zamanlar oldu. Bu tempoda vücudun verdiği tepkiler kaçınılmazdı ama ulaşılan her yeni nokta, motivasyonu biraz daha artırıyordu. Yolculuk sona erdiğinde hayalleri de değişmişti. Amazon’u kurtarma arayışının bu yürüyüşle bitmeyeceğini açıkça ifade etti. Yaşamının geri kalanını bu bölgeyle bağlantılı projelere adamaya karar verdi. Yolda tanıştığı insanların hikâyelerini, Amazon’daki yaşamı ve ormanın sesini dünyaya anlatmayı amaçlıyor.
İngiltere’ye döndüğünde onu bekleyen küçük ama anlamlı mutluluklar da vardı. İlk isteği soğuk bir bardak bira içmekti. Yol arkadaşı Sanchez ise taze bir bardak süt hayali kuruyordu. Stafford’ın annesi Barbara ise oğlunu en sevdiği yemek olan çoban böreğiyle karşılamaya hazırlanıyordu. İki yıl süren bu yürüyüşün sonunda, belki de en anlamlı anlar, tam da bu sade beklentilerdi.