Ana sayfa » Gündem » Büyük Felaketin Üzerinden Üç Yıl Geçti: 6 Şubat Depremlerinin Yarası Sarıldı mı?
Büyük Felaketin Üzerinden Üç Yıl Geçti: 6 Şubat Depremlerinin Yarası Sarıldı mı?
Büyük bir felaketin, tüm bir coğrafyanın kaderini değiştiren o sarsıcı anın izlerine ne oldu? On bir ili, milyonlarca insanı, sayısız hayatı altüst eden o günden bu yana, acılar dinmedi belki ama bizler ne kadar yol aldık?
Üzerinden üç yıl geçti… Takvim yaprakları değişti, şehirlerin silueti kısmen yenilendi, enkazların büyük bölümü kaldırıldı. 6 Şubat depremi denildiğinde, hatırlanan şeyler yarım kalan hayatlar, tutulamayan sözler ve yanıt bekleyen sorular oluyor. Kahramanmaraş merkezli iki büyük sarsıntı, sosyal düzeni, adalet duygusunu ve güven hissini de derinden etkiledi ve henüz toparlanabilmiş değil. Aradan geçen zamana rağmen bölgedeki tabloyu anlamak, yaşananlardan gerçekten ders çıkarılıp çıkarılmadığını sorgulamak büyük önem taşıyor. İşte sorularla 6 Şubat depreminde ne öğrendik ne öğrenemedik…
6 Şubat depremi geride nasıl bir tablo bıraktı?
Şubat ayının o karanlık sabahında peş peşe yaşanan iki büyük sarsıntı, on bir ilde milyonlarca insanın hayatını kökten değiştirdi. İlk depremin ardından gelen ikinci büyük sarsıntı, hasar görmüş yapıların büyük bölümünü tamamen kullanılamaz hale getirdi. Resmi veriler, yüz binlerce yapının ya yıkıldığını ya da ağır hasar aldığını belirtiyor. Bu tablo yalnızca konutlarla sınırlı kalmadı, okullar, hastaneler, kamu binaları ve tarihi yapılar da aynı kaderi paylaştı. Yaklaşık on dört milyon insan, bu felaketin doğrudan etkisini yaşadı.
6 Şubat depremi sonrasında milyonlarca kişi için barınma sorunu en acil mesele haline geldi. Kimi şehir değiştirmek zorunda kaldı, kimi ise geçici çözümlerle yaşamını sürdürmeye çalıştı. Bu durumda meydana gelen göç dalgası, deprem bölgesini ve aynı zamanda ülkenin farklı kentlerini de etkiledi. Büyükşehirlerde nüfus yoğunluğu artarken, depremden etkilenen şehirlerde sosyal ve ekonomik hayat uzun süre toparlanamadı. Bugün gelinen noktada, üç yılın ardından henüz kalıcı bir normale dönüşten söz etmek zorlaşıyor.
Verilen sözler ne kadar karşılık buldu?
6 Şubat depremi felaketinin hemen ardından kamuoyuna açıklanan konut projeleri, bölge halkı için umut kaynağı olmuştu. Kısa sürede yüz binlerce yeni konutun inşa edileceği, depremzedelerin güvenli evlere taşınacağı duyurulmuştu. Ancak zaman ilerledikçe bu vaatlerin büyük bölümünün geciktiği görüldü. İlk yılın sonunda teslim edilen konut sayısı beklentilerin oldukça altında kaldı. İkinci yıl da tablo büyük ölçüde değişmedi.
Üçüncü yıl itibarıyla tamamlanan konut sayısı artsa da barınma sorununun bütünüyle çözüldüğünü söylemek güç. Pek çok aile hâlâ geçici alanlarda yaşamını sürdürüyor. Ayrıca rezerv alan uygulamaları, yeni bir belirsizlik başlığı olarak öne çıkıyor. İnsanlar bu durumda mülkiyet haklarının geleceği konusunda da endişe taşıyor. Bu durum, barınma meselesini yalnızca fiziksel bir sorun olmaktan çıkarıp hukuki ve sosyal bir tartışmaya dönüştürüyor.
Depremler binlerce insanın yaşamını yitirmesine, on binlercesinin yaralanmasına yol açtı. İlk günlerde sağlık sistemi olağanüstü bir yükle karşı karşıya kaldı. Ülkenin dört bir yanından sağlık personeli bölgeye sevk edildi, hastalar başka şehirlere nakledildi. Bu hızlı organizasyon, acil müdahalede hayati rol oynadı. Ancak uzun vadede farklı sorunlar ortaya çıktı. Deprem bölgesinden yoğun göç alan şehirlerde aile sağlığı merkezleri yetersiz kaldı. Hem bölgede kalanlar hem de başka illere taşınan depremzedeler, temel sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşamaya başladı.
Sonuca baktığımız zaman bugün bile sürekli yer değiştiren nüfus, sağlık sisteminin düzenli işlemesini zorlaştırdı. Fiziksel yaraların sarılması kadar, psikolojik destek ihtiyacı da büyük ölçüde karşılanamadı. Üç yıl sonra bile travmanın etkileri sürerken, sağlık hizmetlerinin bu gerçekliğe uygun şekilde yapılandırılması gerektiği açıkça görülüyor.
Konteyner yaşamı neden kalıcı hale geldi? Güncel olarak kaç kişi konteynerlerde yaşıyor?
Felaketin ardından çadırlar ve konteynerler, acil barınma ihtiyacını karşılamak için hayati bir rol üstlendi. Ancak geçici olarak planlanan bu alanlar, zamanla kalıcı yaşam alanlarına dönüştü. Nisan 2023 tarihinde 345 noktada çadır kent ve 305 noktada da konteyner kent kuruldu. Bugün yüz binlerce insan hâlâ konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Altyapı sorunları, düzensiz elektrik ve su kesintileri, ısınma problemleri ve hijyen eksiklikleri günlük hayatın parçası haline geldi.
Deprem bölgesinde yaklaşık 270 bin kişi hâlâ konteyner kentte yaşıyor. Bu koşullar özellikle çocuklar, yaşlılar ve kadınlar üzerinde derin sosyal ve psikolojik etkiler yaratıyor. Eğitim hizmetlerine erişimde yaşanan aksamalar, bir neslin geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar oluşturdu. Uzun süreli belirsizlik, insanların hayata yeniden tutunmasını zorlaştırıyor. Konteynerlerin geçici bir çözüm olmaktan çıkıp kalıcı bir yaşam biçimine dönüşmesi, deprem sonrası sürecin en çarpıcı göstergelerinden biri olarak gündemde.
Depremin ardından açılan davalar, yaşanan yıkımın sorumlularının hesap vermesi beklentisiyle yakından takip edildi. Binlerce kişi hakkında adli işlem başlatıldı, yüzlerce dava açıldı. Bazı dosyalarda cezalar verildi ve bu kararlar kamuoyunda yakından izlendi. Özellikle simge haline gelen site ve otel davaları, adalet arayışının sembolü oldu.
Ancak süreç herkes için tatmin edici ilerlemedi. Pek çok davada kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi, mağdur ailelerde derin bir hayal kırıklığı yarattı. Yargılamaların yavaş ilerlemesi ve bazı sanıkların firar etmesi gibi durumlar yaşandı. Bu süreçte en çok bilinen davalar arasında 152 kişinin öldüğü Palmiye Sitesi davası, 70 kişinin öldüğü Hacı Ömer Tarhan Apartmanı, 130 kişinin öldüğü Çuhadar Sitesi davalarının hepsi sonuçlandı. 47 kişinin öldüğü Ilgım Apartmanı davasında yargılama devam ederken hala sonuçlanmayan birçok dava mevcut.
Kültürel miraslara ne oldu?
6 Şubat depremi, insan hayatını ve konutları etkiledi evet ama yüzyılların birikimi olan kültürel miras da büyük zarar gördü. Bölgede yer alan binlerce tarihi eser, cami, kilise, müze ve kültürel yapı hasar aldı. Bazıları tamamen yıkıldı, bazıları ise uzun süreli restorasyon sürecine girdi. Kültürel kayıplar, bir kentin hafızasının da zarar görmesi anlamına geliyor. Peki şimdi onlara ne oldu? Birçok yapı restorasyon aşamasında. Özellikle Hatay gibi bölgeler mevcut yapılar eskisi gibi olmasa da tekrar restorasyon ediliyor. Üç yıl sonra hâlâ devam eden onarım çalışmaları, kültürel mirasın yeniden ayağa kaldırılmasının, yapılan konutlar gibi süreç ve sabır gerektirdiğini gösteriyor.