Türk Edebiyatının Çok Yönlü Yazarı Sait Maden’den 12 Unutulmaz Şiir

Ekim 13, 2017

Edebiyatımızın çok yönlü yazarlarından bir tanesi de Sait Maden'di. Yalnızca yazarlığıyla değil, çizerliğiyle, fotoğrafçılığıyla, yayıncılığıyla ve çevirmenliğiyle de pek çok nitelikli esere imza atmıştı. Özellikle kitap kapakları ve yarattığı simgeler, sanat dünyamızda oldukça önemli bir yere sahiptir. Şairliği de aynı oranda nitelikli dizelerle örülmüş olan Sait Maden'in şiirlerinden sizler için bir seçki hazırladık.

1. Ayak Sesleri

17-DA1C-FE14-5F25 Yalnızlığı bir doymaz köpek benzeri her gün yüreğiyle besleyip hititten beri, yalnızlığı bizanstan beri, islâmdan beri gezdiren ardısıra hep böyle bir kemik bir deri ve bir kemik bir deri yüzünde paslanarak söz kilitleri, yüzünde paslanarak sabrın ağır kilitleri tutmağa çalışan devrilecek son kirişleri, o yaklaşan yıkılışın dev kirişleri sallanırken ileri geri, tavan çatırtılarla sallanırken ileri geri ağır bir zift gibi süzülüp gece yarıklardan içeri, derin yarıklardan içeri yoğun bir zift denizi dalga dalga örtünce yeri ve sarmak üzereyken tutunduğu son yeri duyduğunu sanan ta derinden ayak sesleri, ayak sesleri ki ne geldikleri var ne gelecekleri.

2. Biten Yaza Şarkı

73 Eğ yüzün şu gölgeye. Konuşma. Geniş bir çarşaf gibi yay sessizliği öyle düz, beyaz üzerine bu dingin, çıplak ölünün. Konuşma. Saç sözlerini eski, silik sikkeler gibi toprağa. Yanımızda yazın çıplak ölüsü bir dağdan öbür dağa. Ey üzünç! Yanımızda göz göz unutmabeni Çiçekleri... Dokunma. Dokunma. Öldü nicedir canınla beslediğin yaz ve dindi su. Parça parça akıyor güneş. Akıyor yüzün elimden. Eğil. Kulak ver ağır ağır buruşmasına bir yüreğin. Yoo hayır. Değil hiç kimse. Yanımızda yüzükoyun yaz. Kal biraz. Üzerime ger sessizliği bir serin çarşaf gibi. Sınırsız. Beyaz. Öldü yaz. Akıyoruz kuşla, yaprakla dalgın gecesine bir uçurumun.

3. Ne Kalabilir Senden

356788 Ne kalabilir senden, yüzünün çizgileri mi kurumuş bir yaprağın okunmaz çizgilerinde; ne kalabilir senden, sesin mi, bir bilinmedik ırmaktaki sazlar arasından yükselen, kuytu kurbağa sesinde; suyun gelip gelip döğdüğü ıssız bir kıyıdaki yosunlar, çakıltaşları ne saklayabilir gölgenden senin; her saniye milyonlarca doğuşun, ölümün,yenilenişin arasında var mı yer sana, gök mü umursadı yer mi seni şimdiye dek; eline geçirdiğin bütün uçlar, görünmez iplerin bütün uçları seni çıkarmadıysa bir yerlere, dönüp dönüp sende düğümleniyorsa hepsi ne bu çırpınma, çektiğin gibi üstüne gecenin yorganını saklan olup bitecek her şeyden sonsuza değin, gör, düş mü girer koynuna artık yıldız mı girer, hayvansı bir uykuyla dal gitsin, ne var kalacak senden bu ıpıssız çölde, rüzgâr dakikada bir yeni haritalar çizdikçe şu uçsuz bucaksız kum yığınlarına, söyle, ne var kalacak senden belleğinde kuşun ağacın suyun, kör bir sfenks umursamazlığıyla kendi iç uzayına dalmış zamanın çevresinde eserken milyonlarca toz, toz benzeri bütün geçmişler, bütün gelecekler?..

4. Ölü Çocuklara Ninni

sait-maden-kimdir Ah, bulur mu yeni bir kucak sizden yerde kalan oyuncak, gömleğiniz üşümez mi, loş köşelerde sessiz, içi boş n'eyler, ah çocuklar, yalınız topunuzla ayakkabınız, ya cebinizde kalan şeyler, az bir sicim, kırık bir şeker, saçınızdan kayan kurdele sizi en son okşayan ele? Bunlar işte benim tek varım, hergün alır alır okşarım, öperim göğüs geçirerek, yanağıma sürerim tek tek; ah çocuklar, hayıflanmayın, kendinizi yanımda sayın... Saçlarını bir güzel ördüm bozduğunuz bebeklerin tüm, diktim özenle mini mini yırtık ya da söküklerini; iç çekmeyin çocuklar, susun, hepsi derin derin uyusun... Boyadım sizin yerinize yüzlerce kuş defterinize, sizin sesinizle şakırlar, aynı gülüş onlarda da var, yüzleri hep sizin yüzünüz, ses etmeyin, ürkütürsünüz... Onardım inceden inceye trenleri işleyinceye vapurları yüzünceye dek, arkalarından üfleyerek; ah çocuklar, üflemeyin siz, birdenbire kabarır deniz. Çemberiniz koşuyor yine boş arsada kendi kendine, uçurtmanız gökte sarı mor pır pır ipildeyip uçuyor, ilişmeyin çocuklar sakın, oldukları yerde bırakın. Topacınız dönüp durmada şu dönmesi bitmiş dünyada, sallanıyor yine bir çıplak dalda usul usul salıncak; hep böyle gidip gelse gerek çocuklar siz dönünceye dek. Göz göz olmuş bakıyor ıssız bir köşeden zıpzıplarınız, koşuyor gölgeniz sokakta binmiş de bir değnekten ata oynarken sessiz iki ağaç karanlık avluda saklambaç ve ay, çenesinde elleri, seyrederken uzak bir yeri... Bir şeyler arar gibisiniz bir körebe oyununda siz, alnınızda ah gündüz gece o gözbağı kalsın öylece; ah çocuklar ilerlemeyin, önünüzde kuyu var, derin... Ah çocuklar uyuyun artık, başınızı okşar karanlık, durur durur öper o dalgın yüzünüzden, kımıldamayın. Örtü örttüm üzerinize ışık düşmesin diye size, üşümesin diye göğsünüz serincene başlayınca güz, dağıtmasın diye çocuklar saçınızı gizli bir rüzgâr; mışıl mışıl uyuyun işte siz bu geleceksiz geçmişte, bir sürü tavşan, bir sürü kuş gelmiş, yanınıza doluşmuş, seyrederler başından beri yüzünüze konan düşleri.

5. Şiirin Dip Sularında

Sait Maden 03 1 yeni bir dize'yi pencereden uzatıp, güneşe doğru tuttunuz mu akşam üzeri, hava esintiliyse eğer , pır pır ettiğini görürsünüz ışıltılar saçarak yer yer. Kimi kez elinizden kaçtığı da olur; tepe, göl, koru, tarlalar, karşı dağlar derken bulutlara karışır gider. Boş kalır şiirdeki yeri. Artık dilinizde bir soru: Nerde benim düş kelebeğim, ışıktan kuşum? Neydi zoru? Yokluğunu gidermek için ararsınız yeni bir şeyler. Zaman geçer. Bilinmedik bir yerde, umulmadık bir gün üstünüze bir ışık düşer, aydınlanır çevreniz bütün: yüz güneşin hep birden at sürdüğü aynaya döner deniz. Bir de bakarsınız gökten aşağı bin kollu bir avize: sayısız billuruyla parıltılar saçan o yitik dize! Der gibidir size: Her zaman bu şiirin bir yerindeyiz! 2 Kendi yolumu bulurum, düşünme beni; her sözcüğün arasından, ağaç, kor, sülün, serçe.. kolayca geçerim, serin, mor, yeni.. ne gelirse aklına... Bak, diken'in, gül'ün bütün dönemeçlerinde ayak izim var. Yolda bulduğum her şeyin tadına baktım, acı'nın liflerini çiğnedim; korkular şarap tadındaydı, hüzünler elma... Atım ürktü kimi sözcüklerden, zora düştüğüm, yol değiştirdiğim zamanlar oldu. Gök, düğüm üstüne düğüm attı geçmeyeyim diye dağın ardına. Olsun. Ben oradan gelen iniltileri dinledim, sık sık yükselen çığlıklar, ağıtlar duydum. Dönmem geriye! 3 Ne bekliyorsun? Uyak mı bekliyorsun burada yağmur bekler gibi kaç gündür? Bak, bulutlandı yüksekler , umut kesme, incecik bir çisenti başladı bile. Dur, ne diye kenti çisenti'ye uydurdun? Gerek yok daha. Az sonra her yeri bir engerek gibi sarar yağmur; gündelik sofra çamurla örtülür üstelik. ...Her yer su dolu, delik deşik. Gideceğin yolu bulamazsın bu karanlıkta. Bize buyur. Aralıkta çıkarırsın üstünü, dinlenirsin. Uyak ararız birlikte. Gerekirse tuzak kurarız en uzak yerlere. Bana bırak o işi. 4 Bu şiirde her dize'nin çizdiği gizli eğriler üst üste gelince, senin yollarını birer birer düğümleyecektir, sevin, düşünde beyaz gemiler yüzen uzak bir kimsenin uykusuna. Bir el siler gibiyken o eğrileri var hızıyla, ayrı bir el uzanıp ileri geri saracak seni bir mumya sarar gibi, öyle güzel, yok olacak eski dünya. 5 Korkular ne renktedir, düşündün mü hiç, ayva sarısı mı, üvez renginde mi, küf yeşili mi yoksa? Ya senin sevinç çığlıkların sülün kuyruğu, kuş yemi, serçe göğsü renginde mi? Ben öpe öpe bakıyorum her şeyin tadına. Tanrı ne renkte, senin renginde mi, körpe kuzukulağı renginde mi? Dağları örten şu kızıl akşam sisleri, kuşku mu yoksa acı mı? Mor kanatlı bir uyku dönüp duruyor havada, narçiçeği gökyüzü bir benim yüzüme benzerken bir senin yüzüne... Ben bunları derken nasıl açıyor bulduğum renkler gerçeği! 6 Bir sözcüğü değiştirmek istersiniz de bozarsınız ya kapanmış bir dize'nizi, çözüp yolu düğümünden, çözüp denizi halatından ağır ağır, içerinizde uzun bir geziye çıkıp, şu liman senin, bu liman benim gidersiniz ya; derken yeni bir yığın sözcükle kabarır yelken; hangisini isterseniz alın, kimsenin bilmediği bir düşte avuç avuç yıldız ya da kucaklar dolusu gül topladınız dizenizde boş kalan yere. Sizin bunca çabanıza karşın, o da ne? eski sözcük, gözlerinin içinde hınzır bir gülücük, uzanmış kendi yerine boylu boyunca! 7 Bir sözcüğün içinden geçiyoruz seninle, ufacık bir sözcüğün, yaprak gibi, kırlangıç gibi... İlerden gelen şu çağıltıyı dinle karanlıkta: Derin bir suyu usta bir dalgıç gibi geçmemiz gerek... Evet, şimdi sivri, sert taşlara sürtünerek gideceksin. Mağara gibi bir yer burası. Bir uğultu var, evet, ateşböcekleri var, gözler var, ara ara yanıp sönen... Güç adım atıyoruz yapışkan çamura bata çıka... Ansızın ilerde kan rengi yapraklarıyla yükselen bir ağaç, ve, üzerinde bir yığın insan yüzü, tek meyve... Korkma, yolun sonuna az kaldı. Şu burgacı aşınca kurtuluruz. -Neydi bu sözcük? -Acı!

6. Söz! Dışarı Çıkma Saati

sait-maden-birlik-19-haziran-kaybettik Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü. Söz! dışarı çıkma saati. İşte gong. Uçtu güneş-karga. Ateşte ve taşta gong. Tutuşmuş çizmelerini sıyırdı bir gölge ve bulutlara astı kılıcını. Bu saat dışarı çıkma saati. Giyin üstünü. Söz! öfkeni giy bacağına. Al çividen kırbacını. İşte hergünkü biçimleri gizemli bir el sildi göz önünden parıltısıyla. Artık dışarı çıkma saati. İşte yollarda aynı kalıba dökülmüş yüz ayak, aynı ipe geçirilmiş yüz kol koşmada günlük sofrasına zırvanın. Artık dışarı çıkma saati. İşte yollarda birbirini çiğneyip çığrışır sesler çekirgeler gibi sıçrayıp... İşte kızıl bir ipliğe gelişigüzel dizilmiş gözler sallanıyor havada, amaçsız bir el evden ev kor gezdirirken ve yıkıntı ve çığlık ve kül... Alçalan kuyu ve yükselen baca üstüne şimdi kapanıyor büyük bir çene ve çıplak ağacından günlük edimlerin, kimbilir, kopup savruluyor kimlerin yüzü. Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü. Söz! giyin üstünü. Koy cebine çıplak çeliğini hıncının. Çiğne eski biçimleri bir bir ökçenle. Resmini duvardan al aşağı tanrının. İndir çağdaş yalvaçları çivilerinden. At başını bir yana, gövdesini bir yana bütün edebiyatın. Saat dışarı çıkma saati. Fırla öfkenle ölü yüzlerinden yapılma serin çarşaflar üzerinde geviş getiren kente. Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü. Bir sarnıça sonsuz hunilerden akıyor akşam... Akıyor akşam... Akıyor akşam ve alarm. Kızıl dilleri dışarda lambalar koşuşuyor alanlarda. Savuruyor ölü göğün kâğıtlarını minareler. Ve rıhtımlara ağır sandıklara boşaltıyor karanlığı vinçler, ağır çatırtılarla... Alarm!... Ve süzülüp indi çatılara son peygamberi felâketin bir büyük karga. Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

7. Yük

2 Arasında bir düşün ne ileri ne geri, adım atsan uçurum ya da gök perdeleri, görünürde ne bir dam ne bir deniz feneri bu saran karanlıkta surlarıyla her yeri; ayağında yol tozu, yüzünde ecel teri, diz boyu bata çıka ve bir kemik bir deri nereye bu yolculuk nerden ne günden beri, kendi ölün sırtında ağır bir kuş benzeri? Etinde pençeleri?...

8. Uçurtma

17-DA1C-FE14-5F25 Göğün ipini tutmuş koşuyor çocuk savura savura denizi, al yeşil mor, kıyı boyunca. Kapılardan içeri yaz doluyor döne döne keskin bir adaçayı, reçine, kekik kokusuyla, başdöndürücü bir çingene çergisi çığrışmasıyla, gün günden uzun, gün günden deli. Dilimizde zaman av etleri tadında. Akşamları kıyıda, demlenirken altında salkımsöğütün, başı dizimizde uyuyor deniz, yorgun, güleryüzlü, güvenli.

9. Onlar

73 Onlar onlar ışıyıp gecemizde ay kadınları, ay kadınları, onlar aşka örs alınları... Onlar gecemizde ay kadınları, ay kadınları, ey sevinç testileri, ey ışığın en yalınları! Onlar gecemizde ay kadınları, ay kadınları, Sedef kutularda kitlendi hep yarınları. Onlar ay kadınları, ay kadınları, öfkemizin ifritine gebeyken saf karınları. Ay kadınları, ay kadınları, oldular âh ölümün, zor demirin sırça kınları!

10. Ahmet Hamdi Tanpınar

659 Sen misin, ey şiir, o görünmez el gülün saatini kuran, en güzel?

11. Nazım Hikmet

2 Yüreğin bir yeryüzü haritası, uçsuz bucaksız, insan yüzleriyle çizilmiş yalnız.

12. Yahya Kemal Beyatlı

13224 Gelsen deniz coşar, kapanır gök ve bir şiir Alnımda yelken üstüne yelken değiştirir.

Yorum Bırakın

E-mail adresiniz paylaşılmayacaktır.*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>